2027 Bienali’nde İsviçre: Suyu Hukuki Varlığa Dönüştüren Pavyon
Mimar ve şehir plancısı Paola Viganò, Pro Helvetia tarafından 20. Uluslararası Mimarlık Sergisi – La Biennale di Venezia’da İsviçre Pavyonu’nun küratörü seçildi. Seçici kurulun oybirliğiyle aldığı karar doğrultusunda Viganò, suyu bölgesel, ekolojik ve politik bir durum olarak ele alan bir öneriyle geliyor. Proje, İsviçre’nin “Avrupa’nın su kulesi” rolünü kavramsal çıkış noktası olarak alıyor.
Su: Kaynak, Özne ve Hukuki Varlık
Studio Paola Viganò ve disiplinlerarası bir ekiple geliştirilen proje, suyu yalnızca bir kaynak olarak değil, aynı zamanda bir özne, hukuki bir varlık ve peyzajları, altyapıları ve yapılı çevreyi şekillendiren bir güç olarak inceliyor. Sürekli bir mekansal ve tematik yolculuk olarak tasarlanan enstalasyon, merkezine “Ben suyum” adlı performatif çalışmayı yerleştiriyor. Tasarım araştırması, sanatsal müdahaleler ve politik ekoloji, bilim, teknoloji ve hukuk perspektiflerini bir araya getiriyor.

“Su, toprakları, disiplinleri ve ölçekleri birbirine bağlayan aktif bir ortamdır. Proje, bir arada yaşama biçimleri ve kolektif sorumluluk üzerine düşünmeye davet ediyor.”
Çevresel Sistemler ve Mekansal Pratik
Erimekte olan buzullar, risk altındaki barajlar, gizli nehirler, gömülü dereler, aşırı kullanılmış oksijensiz göller ve kentsel yağmur suları, projenin çevresel sistemler ile mekansal pratik arasındaki ilişkileri araştırdığı mercekler haline geliyor. Viganò’nun önerisi, Pro Helvetia tarafından düzenlenen çok aşamalı bir yarışma sonucunda ortaya çıktı. Uluslararası bir panel, önce on mimari aday ve ekibi belirledi, ardından onları İsviçre Pavyonu için konsept geliştirmeye davet etti. Uzman jüri, Ariane Widmer Pham, Dagnija Smilga, John Palmesino, Mariam Issoufou ve João Ferreira’dan oluşuyordu.

Editörün Yorumu: Bu proje, suyu salt bir kaynak olmaktan çıkarıp politik, ekolojik ve hukuki bir aktöre dönüştürerek mimarlığın sınırlarını zorluyor. Özellikle “Ben suyum” gibi performatif bir çalışmanın merkeze alınması, izleyiciyi pasif bir gözlemci olmaktan çıkarıp aktif bir katılımcı haline getiriyor. Türkiye’de su krizi ve baraj tartışmaları göz önüne alındığında, benzer bir yaklaşımın bizim coğrafyamızda da ses getireceğini düşünüyorum. Bu trend, önümüzdeki yıllarda mimarlığın ekolojik ve politik boyutlarını daha fazla ön plana çıkaracak.






Peki bu neden önemli? Çünkü suyun hukuki bir varlık olarak tanınması, mimarlığın sadece fiziksel değil, aynı zamanda etik ve politik bir pratik olduğunu hatırlatıyor. Bu pavyon, geleceğin mimarlığının ekolojik adaletle nasıl iç içe geçeceğine dair güçlü bir öngörü sunuyor.
Kaynak: ArchDaily | Yayın Tarihi: 23 Haziran 2026

