Amanda Martocchio: Dağlardan Risom Taburesine Tasarımın İlhamı
11 yaşında bir müze gezisinde Murillo’nun eserini çizerken etrafına toplanan kalabalık, Amanda Martocchio’nun sanatsal yeteneğini fark etmesini sağlamış. “O an, yeteneğimin tüm dikkatleri üzerime çektiğini ve bundan hoşlandığımı anladım,” diyor. Bugün kendi mimarlık ofisini yöneten Martocchio, sürdürülebilirlik ve iyi yaşam odaklı mekanlar yaratıyor.
Kayalık Dağlar’dan Connecticut’a
New York’tan Connecticut’a taşındıklarında bir alıç ağacı bahçesi dikmiş Martocchio. 20 yıl sonra bu ağaçların çapraz gridi ve biçilmiş patikalar ona her mevsim keyif veriyor: kışın kırmızı meyveler, baharda beyaz çiçekler, yazın gölge yaprakları, sonbaharda sarı yapraklar. “Onları minik fidanlardan büyüttüğümüzü bilmek ilham veriyor,” diyor.

Jens Risom’un Mirası
Danimarkalı mobilya tasarımcısı Jens Risom ile arkadaşlık ve işbirliği yapmış olmak Martocchio için bir onur. Risom, tasarladığı evlerden birinin yemek odası için masa yapmış ve ona renkli hikayeler anlatmış: Frank Lloyd Wright ile tanışması, Knoll için ilk mobilya serisini başlatması, sadelik ve işçilik değerlerini tanıtması… Risom, 100 yaşında vefat etmeden önce Martocchio’ya döner taburesini hediye etmiş. Bu, Martocchio’nun en değerli eşyalarından biri.
“Jens’in hikayeleri bana tasarımın zamansız değerlerini hatırlatıyor: sadelik, işçilik ve insan odaklılık.”

Joan Snyder’ın Büyüsü
Martocchio, Harvard Sanat Müzesi’nde Joan Snyder’ın “Summer Orange” tablosu karşısında adeta nefesinin kesildiğini söylüyor. “Bir tablo beni bu kadar etkilememişti,” diyor. Şans eseri kendisi de Snyder’ın bir eserine sahip.
Tasarım Felsefesi: Değişmezler ve Değişenler
Martocchio, fikirlerini yakalamak için telefon yerine kağıt ve kalem kullanmayı tercih ediyor. “İndeks kartlarını seviyorum, gece rutinimin bir parçası,” diyor. “Tamamlanmamış bir fikri not alırım, bu sayede uykuya dönebilirim. Sabah uyandığımda ne ürettiğimi görmek beni mutlu ediyor.”

Ayrıca, doğuştan sağlık sorunları olan kızı Julia’nın hayata bakışını değiştirdiğini belirtiyor: “Julia bize farklılıkları kutlamayı ve herkesin zorluklarına empatiyle yaklaşmayı öğretti.”

Editörün Yorumu: Martocchio’nun hikayesi, tasarımın sadece estetik değil, hayatın kendisiyle iç içe olduğunu gösteriyor. Özellikle indeks kartlarıyla gece notları alma alışkanlığı, yaratıcı sürecin disiplinli ama doğal akışına güzel bir örnek. Türkiye’de de benzer bir yaklaşım görmek isterdim; maalesef birçok tasarımcı dijital araçlara fazla bağımlı. Bu trend önümüzdeki yıllarda analog yöntemlerin yeniden keşfiyle kırılabilir. Martocchio’nun sürdürülebilirlik vurgusu ise tam zamanında; bizim iklimimizde de doğayla uyumlu malzeme ve peyzaj seçimleri daha fazla önemsenmeli.



Peki bu neden önemli? Martocchio’nun yaklaşımı, tasarımın insani ve doğal bağlamını vurgulayarak, günümüzün hızlı tüketim kültürüne karşı zamansız bir duruş sergiliyor. Bu, her tasarımcının kendi pratiğinde sorgulaması gereken bir denge.
Kaynak: Design Milk | Yayın Tarihi: 20 Haziran 2026




