Aziza Chaouni: Binaların “İç Organlarına” Derin Bir Bakış
Görünüşe takıntılı bir çağda, cilt bakımı ve estetiğin ön planda olduğu günümüzde, binalarımızın “iç organlarına” – yani onları ayakta tutan gizli sistemlere – gerçekten ilgi duyan mimarlar oldukça azdır. Faslı mimar Aziza Chaouni, tam da bu noktada fark yaratan bir vizyonla öne çıkıyor. Pratiğini bağlamsal farkındalık ve teknik pragmatizm üzerine kuran Chaouni, hizmet ettiği insanların ihtiyaçlarına ve kaynak sınırlamalarına duyarlı bir yaklaşımla, mimarlığın var olmasını sağlayan görünmeyen sistemlere odaklanıyor.
Mimarlığın Gizli Katmanlarını Keşfetmek
Son yirmi yılda, Aziza Chaouni özellikle Sahra bölgesi başta olmak üzere farklı coğrafyalarda önemli projelere imza attı. Bu süreçte yerel topluluklar ve kültürel mirasla aktif olarak etkileşimde bulunarak, sadece estetik kaygılarla değil, aynı zamanda işlevsellik, sürdürülebilirlik ve toplumsal etkiyle de ilgilenen projeler geliştirdi. Chaouni’ye göre, bir binanın iskeletini, damar sistemini veya sinir ağını oluşturan tesisat, altyapı, enerji sistemleri gibi unsurlar, binanın görünürdeki estetiği kadar, hatta ondan daha önemlidir. Bu sistemler, bir yapının nasıl nefes aldığını, nasıl enerji tükettiğini ve kullanıcılarına nasıl hizmet ettiğini belirler. Onların doğru bir şekilde tasarlanması ve entegre edilmesi, sürdürülebilir ve yaşanabilir mekanlar yaratmanın anahtarıdır.

Güney-Kuzey İşbirliği ve Akademik Liderlik
Şu anda İsviçre’nin Lozan kentindeki EPFL’de Sürdürülebilir İnşaat ve Koruma için Güney-Kuzey (SoNo) Laboratuvarı’nı yöneten Chaouni, akademik dünyaya mimari uzmanlığını taşıyor. Özellikle baskı altındaki kısıtlamalarla nasıl çalışılacağı konusunda bilgi birikimini paylaşırken, Küresel Güney ile Küresel Kuzey arasında karşılıklı işbirliğini savunuyor. Bu işbirliği, sadece teknolojik transferi değil, aynı zamanda kültürel anlayışı ve yerel bilgiyi de içeren, daha adil ve sürdürülebilir çözümler üretmek için hayati bir temel oluşturuyor. ArchDaily ile yaptığı söyleşide Chaouni, Afrika’daki zengin deneyimlerinin, şehirlerimizin geleceği için binaların daha sürdürülebilir bir şekilde tasarlanmasına nasıl ilham verebileceğini vurguladı.
Tekil Yapılardan Sistemik Değişime: Chaouni’nin Manifestosu
Aziza Chaouni, mimarların genellikle ellerindeki kaynaklarla çalıştığını belirterek, tekil ve ikonik binalara odaklanmayı reddediyor. Bunun yerine, çabalarını mimari pratik içinde ölçeklenebilir, yapısal değişime yöneltiyor. Bu, mimarlığın sadece bir sanat eseri yaratmakla kalmayıp, aynı zamanda daha geniş kitleleri etkileyen, tekrarlanabilir ve sürdürülebilir çözümler sunması gerektiği anlamına geliyor.

“Amacımız, her zaman tek seferlik, gösterişli binalar yaratmak değil, mimariyi herkes için daha erişilebilir, verimli ve sürdürülebilir kılacak sistemik çözümler geliştirmektir. Gerçek değişim, bireysel projelerin ötesinde, pratiğin köklerinde yatar.”
Bu felsefe, mimarinin sadece form ve fonksiyon değil, aynı zamanda bağlam, ekonomi ve ekoloji ile derinden ilişkili olduğunu gösterir. Chaouni, yerel kaynakları, toplumsal ihtiyaçları ve çevresel duyarlılığı bir araya getiren bir mimarlık anlayışını savunur.

Toplumsal Katılım, Malzeme Yeniliği ve Afrika Mirası
Aziza Chaouni, SoNo Lab’da toplumsal katılımın, malzeme yeniliğinin ve Afrika mirasının nasıl bir araya geldiğini derinlemesine inceliyor. O, yerel malzemeleri ve geleneksel inşaat tekniklerini modern inovasyonlarla birleştirerek, hem kültürel kimliği koruyan hem de çevresel etkiyi azaltan projeler tasarlıyor. Bu yaklaşım, sadece binaların fiziksel yapısını iyileştirmekle kalmıyor, aynı zamanda projelerin yerel halk tarafından benimsenmesini ve uzun vadede sürdürülebilirliğini de sağlıyor. Toplulukların projelerin her aşamasına dahil edilmesi, daha iyi sonuçlar vermekle kalmıyor, aynı zamanda bir aidiyet ve sahiplenme duygusu da yaratıyor.
Aziza Chaouni’nin çalışmaları, mimarlığın sadece dış cephelerden ibaret olmadığını, bir binanın görünmeyen sistemlerinin, toplumsal bağlamının ve çevresel ayak izinin de en az estetik kadar değerli olduğunu bizlere hatırlatıyor. Onun sürdürülebilirlik, toplumsal duyarlılık ve küresel işbirliği üzerine kurulu vizyonu, geleceğin mimarları için ilham verici bir yol haritası sunuyor. Bu, sadece binalarımızı değil, aynı zamanda şehirlerimizi ve dünyamızı daha bilinçli ve sorumlu bir şekilde inşa etmemiz gerektiğinin bir manifestosu niteliğinde.




































Kaynak: ArchDaily | Yayın Tarihi: 1 Mart 2026