Barber ve Osgerby: Milano Triennale’de 30 Yıllık Tasarım Zirvesi
Tasarım dünyasının zirvesindeki iki isim, Londra merkezli Edward Barber ve Jay Osgerby, Milano Triennale’de retrospektif bir sergiye ev sahipliği yapan ilk İngiliz tasarımcılar olarak tarihe geçiyor. Bu dönüm noktası niteliğindeki sergi, ikilinin “serserilikten” sektör liderliğine uzanan otuz yıllık eşsiz yolculuğunu gözler önüne seriyor. Milan Tasarım Haftası kapsamında kapılarını açan “Alphabet” başlıklı sergi, Barber Osgerby stüdyosunun kırk yıla yayılan evrimini takip eden 230’dan fazla obje ve prototipi bir araya getiriyor. Bu kapsamlı koleksiyonda, ikonik Tip Ton sandalye, zarif Bellhop lamba ve 2012 Londra Olimpiyat Meşalesi gibi tasarım tarihine damga vuran eserler yer alıyor.
İki Şehir, Tek Tasarım Ruhu: Barber & Osgerby Ortaklığı
Edward Barber ve Jay Osgerby’nin yaratım ortaklığı, 1990’ların başında Londra’daki Royal College of Art’ta mimarlık eğitimi alırken başladı. Henüz mezun olmadan ilk siparişlerini almaları, onların erken dönemdeki yeteneklerinin bir kanıtıydı. Bugün Osgerby Londra’da, Barber ise Milano’da yaşasa da, her projede birlikte çalışmaya devam ediyorlar. Barber, Dezeen’e verdiği demeçte, “Hiçbir zaman bireysel olarak çalışmadık. Sergide tek başımıza bir elimizin değmediği hiçbir şey yok,” diyerek bu sarsılmaz işbirliğinin altını çiziyor. Osgerby, ortaklıklarını “Anglo-Sakson pragmatizmi” olarak tanımlarken, Barber, birbirlerinin “daha çılgın eğilimlerini” törpülediklerine, böylece daha dengeli ve sağlam tasarımlar ortaya çıkardıklarına inanıyor.

“Her konuda anlaşmıyoruz,” diyor Barber. “Bu iyi bir şey, çünkü sonunda daha rasyonel, daha mantıklı tasarımlar ortaya çıkarıyoruz. Ama belki de birimizin tek başına yapsaydı ortaya çıkabilecek deliliği de dizginliyor.”
Dezeen ekibi, serginin açılışından bir hafta önce Osgerby ile Londra’da, ardından bir gün sonra Barber ile Milano’da bir araya geldi. Her ikisi de, insanları yeni şekillerde düşünmeye veya davranmaya sevk eden nesneler anlamına gelen “yeni arketipler bulma” konusundaki hedeflerini dile getirdi. Barber, “İnsanların sadece güzel şekiller ve güzel renkler yaptığımızı düşünmesini istemiyorum. Her projemizin arkasında çok fazla düşünce var,” diye ekledi. Osgerby ise bu düşünce süreçlerini şu çarpıcı sözlerle özetliyor: “Bir projeyi üstlendiğimizde, sık sık şu ilke üzerinden çalışırız: Eğer ayağa kalkıp o proje hakkında 20 dakika konuşamıyorsanız, o zaman varlığını haklı çıkarmaz.”

Malzeme Kılavuzluğu ve İtalyan Dokunuşunun Büyüsü
“Alphabet” sergisi, kronolojik bir düzenlemeyle Barber Osgerby’nin malzeme uzmanlığındaki belirgin ilerlemesini gözler önüne seriyor. İlk dönem eserlerinin çoğu, Isokon Plus ile işbirliği içinde bükülmüş kontrplaktan (katmanlı ahşap) yapılmışken, metal döküm ve plastik kalıplama konusundaki deneyimleri ilerleyen yıllarda olgunlaştı. Küratör Marco Sammicheli’nin de sergide vurguladığı gibi, İtalya bu gelişimde kilit bir rol oynadı. Stüdyonun en bilinen tasarımlarının çoğu, Cappellini, Flos ve B&B Italia gibi köklü İtalyan üreticilerle yapılan ortaklıkların meyvesiydi.
Osgerby, o dönemi şöyle anımsıyor: “İtalya’da başarılı olan çoğu insan gibi, bunun için Giulio Cappellini’ye minnettarız. Bouroullec’ler ve Marc Newson ile birlikte bizim kuşağımızın ‘serserilerini’ bulan oydu.” İkili, tasarım endüstrisinin risk almaya daha açık olduğu o günleri özlemle anıyor. Barber, bu cüretkar dönemi açıklamak için, bu sergi için yeniden tasarladıkları 2002 tarihli Cappellini ile ortak çalışmaları Stencil Screen’i örnek veriyor. “Giulio’ya gösterdiğimizde, çıldırdı,” diye hatırlıyor Barber. “Ona herhangi bir satış yapıp yapmayacağımızı sordum. Kesinlikle yapmayız dedi! Ama bunun önemli olmadığını söyledi.”

Tasarımın Ötesinde Bir Miras: Barber & Osgerby Etkisi
Barber ve Osgerby’nin 30 yıllık serüveni, sadece estetik formlar ve fonksiyonel ürünlerle sınırlı değil; aynı zamanda tasarımın felsefesine ve endüstrinin cesur ruhuna dair önemli dersler içeriyor. Onların yeni ‘arketipler’ yaratma arayışı, malzeme bilgisine hakimiyetleri ve İtalyan dehalarla kurdukları güçlü bağlar, her bir projeyi bir düşünce jimnastiğine dönüştürüyor. “Alphabet” sergisi, bu iki İngiliz tasarımcının, tasarımın sınırlarını zorlarken aynı zamanda zamansız ve ilham verici eserler yaratma yeteneklerini bir kez daha kanıtlıyor. Onların mirası, tasarım dünyasında yeni nesillere yol gösteren, risk almaktan çekinmeyen, derinlemesine düşünen ve işbirliğinin gücüne inanan bir manifestodur.
Kaynak: Dezeen | Yayın Tarihi: 20 Nisan 2026





