Çamurdan Yosuna, Ahşaptan Havaya: i/thee Mimarlığı Dinliyor
Deneysel tasarım stüdyosu i/thee, “yumuşaklığı” dünyayla çalışmanın bir yolu olarak benimsiyor. Çamura, yosuna, kağıda, ahşaba, havaya ve oyuna faillik tanıyan bu yaklaşım, komut vermek yerine alışveriş yoluyla inşa ediyor. Kamusal enstalasyonlar, deneysel barınaklar ve peyzaj pavyonları aracılığıyla malzemeler dökülüyor, aşındırılıyor, lamine ediliyor, istifleniyor veya toprağa dökülüyor; ardından yerçekimi, dokunuş, iklim ve şansın izlerini taşımalarına izin veriliyor.
Kozensiyans: Canlı ve Cansızı Birleştiren Duyarlılık
Ekip, pratiğini “kozensiyans” (cosentience) kavramıyla tanımlıyor. Bu terim, canlı ve cansız şeyleri birbirine bağlamak için kullanılıyor. Bu duyarlılık, çalışmalara alışılmadık bir hassasiyet kazandırıyor. Bir pavyon bir su birikintisi gibi davranabiliyor; bir oyun yapısı yetişkinleri bedensel meraka davet edebiliyor; bir kağıt barınak, toprağa kazılmış bir çukurda başlayabiliyor. Her durumda, stüdyonun mimarisi formunu temas yoluyla kazanıyor.

“Mimarlık, şekil almadan önce dinlemelidir.”
Puddle Pavilion: Bir Su Birikintisinin Kanopiye Dönüşümü
Bu düşüncenin en doğrudan ifadesi, Iowa’daki Puddle Pavilion’da (Su Birikintisi Pavyonu) görülüyor. Yosun bazlı biyo-reçineden tasarlanan yapı, hiçbir kalıp kullanılmadan doğrudan zemine dökülmüş. Sıvı reçine yüzeye yayılmış, düzgün olmayan kenarlar ve katmanlı kalınlıklar oluşturmuş ve ardından şeffaf bir levha halinde sertleşmiş. Kaldırılıp desteklerine yerleştirildiğinde, su birikintisi kamusal bir kanopiye dönüşmüş. Proje, yapımının hafızasını görünür kıldığı için etkileyici. Yüzeyi, hareket halindeyken yakalanmış suyu andırıyor; şekli, stüdyonun eli kadar yerçekimi tarafından da yönlendirilmiş.

The Dining Room: Aşınmanın Diliyle Kamusal Mekan
Lake Petocka’daki The Dining Room (Yemek Odası) projesi, sıkıştırılmış toprak (rammed earth) kullanarak peyzaj ve sürece olan ilgiyi genişletiyor. Enstalasyon, aşınmış gibi görünen iki toprak duvar aracılığıyla banklar, masalar ve kullanılabilir yüzeyler ortaya çıkarıyor. Burada hava koşullarına maruz kalma, mimarinin dilinin bir parçası haline geliyor. Duvarlar, zamanla yavaşça açılmış gibi hissettiriyor ve piknik alanına gerçek yapım tarihinin ötesinde bir yaşlılık hissi veriyor. Proje, kamusal oturmayı erozyon, toprak ve ortak kullanımla bir diyaloğa dönüştürüyor.
Oyun ve Yumuşaklık
i/thee’nin yumuşaklığı oyun aracılığıyla da kendini gösteriyor. ReEmber Playground gibi projeler, yetişkinleri çocukluk merakına geri döndürmeyi amaçlıyor. Bu yapılar, dokunsal, tuhaf ve çoğu zaman neşeli. Ciddi ekolojik soruları, insanları toplanmaya, tırmanmaya, oturmaya, bakmaya ve hareket etmeye davet eden mekanlar aracılığıyla soruyorlar.

Editörün Yorumu: i/thee’nin yaklaşımı, malzemenin pasif bir alıcı değil, aktif bir katılımcı olduğu bir mimarlık anlayışını önümüze koyuyor. Özellikle Puddle Pavilion’un kalıpsız döküm tekniği, atık ve maliyet açısından devrim niteliğinde. Ancak bu tür organik formların yapısal dayanıklılığı ve uzun ömürlülüğü konusunda sorularım var. Algae bazlı reçine, UV ışınlarına ve neme karşı ne kadar dirençli? Türkiye’de benzer bir yaklaşımı, örneğin İç Anadolu’daki toprak yapı geleneğiyle birleştirerek düşünebiliriz. Sıkıştırılmış toprak duvarlar, Anadolu’da kerpiçle benzerlik taşıyor; ancak i/thee’nin işlediği gibi aşınmayı estetiğe dönüştürmek, bizim iklimimizde daha hızlı bozulma riski taşıyor. Yine de, bu tür deneysel projeler, önümüzdeki yıllarda sürdürülebilir malzeme kullanımına ilham verebilir.
Kaynak: Designboom | Yayın Tarihi: 24 Mayıs 2026




