Cecilia Vicuña’nın Dev Quipu’su: Kaybolan Buzullara Ağıt
Şilili sanatçı, şair ve aktivist Cecilia Vicuña, İtalya’daki ilk solo müze sergisinde tarihi bir galeriyi dev bir quipu ile dönüştürüyor. Castello di Rivoli’nin yüksek tavanlı Manica Lunga mekânında sergilenen El glaciar ido (Kaybolan Buzul) adlı enstalasyon, yüz metreyi aşan bir uzunluğa sahip. Bambu ve ham yünden örülmüş bu dev yapı, And Dağları’nın kadim düğümleme sistemini günümüze taşıyor.
Quipu: Sadece Bir İletişim Aracı Değil
Quipu, İspanyol öncesi And uygarlıklarında bilgi kaydetmek için kullanılan bir sistemdi. Renkli ipler, düğümler ve liflerle oluşturulan bu düzenek, sayısal ve anlatısal verileri saklıyordu. Vicuña, quipu’yu sadece tarihi bir obje olarak değil, yaşayan bir bilgi sistemi olarak görüyor. Ona göre quipu, sömürgeci tarihin bastırmaya çalıştığı kültürel pratikleri yeniden canlandırıyor.

“Sergi, sanat eserleriyle aynı mekânda olma fikrini ön plana çıkarıyor. Sanatın bir deneyime, gerçek bir ‘bedenlenmiş’ deneyime dönüştüğü an,” diyor küratör Marcella Beccaria.
Doğayla İç İçe Bir Malzeme Seçkisi
Vicuña’nın işleri, Arte Precario (Kırılgan Sanat) adını verdiği bir yaklaşımla şekilleniyor. 1960’lardan beri atık nesneleri, ham lifleri ve doğal kalıntıları heykel, ritüel ve performans arasında gidip gelen eserlere dönüştürüyor. Rivoli’deki enstalasyon da bu felsefenin bir yansıması: Bambu kamışları ve işlenmemiş yün şeritlerinden oluşan yapı, Susa Vadisi’nin Pleistosen döneminden kalma buzullarını hatırlatıyor.

Sanatçı, iklim değişikliğini doğrudan anlatmak yerine, malzemenin kendisini konuşturuyor. Lifler, eriyen buz, akan su ve nesiller boyu biriken hafızanın izlerini taşıyor.
Bir Dünyanın Yok Oluşuna Tanıklık
El glaciar ido, kaybolan buzulların yasını tutarken, aynı zamanda yerli bilgisinin önemini vurguluyor. Vicuña, quipu’yu kolektif bir hafıza aracı olarak kullanıyor; ipler, sömürgeciliğin silmeye çalıştığı hikâyeleri, ilişkileri ve tarihleri yeniden örüyor.

Editörün Yorumu: Vicuña’nın quipu’su, malzemenin ve geleneğin gücünü hatırlatıyor. Ancak bu kadar büyük bir ölçekte çalışmak, bazen samimiyeti gölgeleyebiliyor. Yine de, işin içtenliği ve politik duruşu takdire şayan. Türkiye’de de benzer bir yaklaşım, örneğin Anadolu’nun kaybolan kilim motiflerini veya göçebe kültürünü güncel sanatla buluşturabilir. Önümüzdeki yıllarda, yerel ve küresel arasında gidip gelen bu tür ‘kırılgan’ malzeme kullanımının arttığını göreceğiz; çünkü izleyici artık sadece görmek değil, dokunmak ve hissetmek istiyor.





Kaynak: Designboom | Yayın Tarihi: 11 Temmuz 2026


