Sörf Tahtasından Cerno’ya: Nick Sheridan’ın Tasarım Yolculuğu
Ahşap bir sörf tahtası, ölçüm bandı ve el aletleriyle şekillenir. Üstelik tamamen analog bir süreçle. Bu tahta, Cerno’nun kurucu ortağı Nick Sheridan için sadece bir hobi değil; aynı zamanda tasarım felsefesinin somut bir özeti. Mimarlık eğitimi, babasının zanaatkâr elleri ve sörf kültürü… Sheridan’ın tasarım dili, bu üç kaynağın kesişiminde filizleniyor. Peki bu yolculuk nerede başladı?
Babasının İzinde: Zanaat ve Mimarlık
Kaliforniya’da büyüyen Sheridan, Cal Poly Pomona’da mimarlık okurken modernizmin ve minimalizmin derin sularında yüzüyor. Mies van der Rohe ve Le Corbusier’den beslenen tasarımcı, asıl ilhamını ise çok daha yakında bulmuş: Babasının arka bahçedeki atölyesinde.

“Babam çok el becerisi olan biriydi, avlumuzda sürekli özel şeyler inşa ederdi. Onunla büyümek, malzemelere ve üretim süreçlerine olan merakımı tetikledi.”
Küçük yaşlarda çizimden dikişe kadar birçok uğraş edinen Sheridan, asıl yönünü bu zanaatkâr ortamında bulmuş. Babasının müteahhitlik işleri, ona tasarımın yalnızca çizimden ibaret olmadığını; aynı zamanda malzemeyle kurulan bir diyalog olduğunu öğretmiş. Bu ders, yıllar sonra Cerno’nun imzası hâline gelecek olan masif ahşap ve metal birlikteliğinin de temelini oluşturacaktı.
Çocukluk Arkadaşlarıyla Marka Kurmak
2009 yılında Laguna Beach’te, çocukluk arkadaşları Bret Englander ve Daniel Wacholder ile Cerno’yu kuran Sheridan, girişimcilik ruhunu da bu dostluktan almış. Üçlü, gençlik yıllarında tekneleri yeniden inşa edip mini işletmeler kurarak yaratıcılıklarını sınamış. Doğal çevreleri -kum ve sörf- markanın imza stilini belirleyen en önemli etken olmuş.

Malzemenin Sessiz Gücü: Cerno’nun Tasarım Dili
Cerno’nun LED aydınlatma koleksiyonunda avizeler, duvar lambaları ve sarkıtlar yer alıyor. Sheridan, masif ahşap ile fırçalanmış metali bir araya getirerek çağdaş bir görünüm elde ediyor. Ona göre tasarım, yalnızca görsel bir mesele değil; aynı zamanda duygusal bir deneyim:
“Hiçbir şey, yeni bir şeyi hayata geçirdiğinizde hissettiğiniz duygunun yerini tutamaz. Tasarım tamamlandığında ve onu deneyimlediğinizde yaşadığınız his gerçekten tarif edilemez.”
Bu felsefenin arkasında, malzemenin doğallığına duyulan saygı yatıyor. Ahşabın dokusu, metalin soğukluğuyla dengelenirken, ortaya hem sıcak hem de modern bir estetik çıkıyor. Özellikle masif ahşabın her bir parçadaki farklı damar deseni, ürünlere eşsiz bir karakter kazandırıyor. Serra’nın aydınlatma tasarımlarındaki ahşap-metal kontrastı, bu yaklaşımın en güzel örneklerinden.

İlham: Sörf Tahtasından Fas’a
Sheridan’ın ilham veren deneyimlerinden ilki, yaklaşık on yıl önce stüdyo dairesinde yaptığı içi boş ahşap sörf tahtası. Tekne yapımına benzer bir teknikle, ince ahşap parçalarını büküp yapıştırarak inşa ettiği bu tahta, tamamen analog bir sürecin ürünü:
“Tüm süreç ölçüm bandı ve el aletleriyleydi. Kulakları göz kararı şekillendirdim. Çok dağınık bir projeydi ve dalgalarda pek iyi çalışmıyor, ama sırf eğlence için yaptım. Cerno’da her zaman okyanustan ve teknelerden ilham aldık; bu sörf tahtası da bana o bağı hatırlatıyor.”
Bu proje, ona tasarımın sadece işlevsel değil, aynı zamanda kişisel tatmin kaynağı olduğunu da göstermiş.

İkinci ilham kaynağı ise 2016’daki Fas seyahati. Orada gördüğü delikli metal fenerler, geometrik desenler ve mimarinin patinası, onu derinden etkilemiş. Bu deneyim, Amicus 21 sarkıt lambasındaki geometrik delikli metal abajurda hayat bulmuş. Sheridan, sokaklarda saatlerce yürüyerek renkleri, dokuları ve mimarinin izlerini içine çektiğini anlatıyor:
“Fas’ta her köşe başında farklı bir doku, farklı bir ışık oyunu vardı. O gezinin enerjisi, tasarımlarıma doğrudan yansıdı.”
Editörün Yorumu
Cerno, son yıllarda özellikle İskandinav ve Japon tasarımıyla özdeşleştirilen “sade ama sıcak” çizgiyi, Amerikan zanaatkârlığıyla harmanlayarak özgün bir noktada konumlanıyor. Sheridan’ın sörf tahtası atölyesinden çıkan bu analog süreç, seri üretimin hızına karşı bir duruş gibi. Ancak bu duruşun sürdürülebilirliği tartışılır: El işçiliğine dayalı üretim, ölçeklenme zorlukları ve yüksek maliyetleri de beraberinde getiriyor. Türkiye’de ise mobilya ve aydınlatma sektörü son on yılda “tasarım” kavramına ciddi yatırım yapıyor; ancak çoğu marka hâlâ ithal ürünlerin taklitlerinden öteye gidemiyor. Cerno gibi özgün bir çizgi, yerel üreticilere ilham verebilir; fakat bu, yalnızca estetik değil, aynı zamanda üretim sürecine saygıyı da gerektiriyor. Önümüzdeki dönemde, malzemenin dokusunu ve zanaatı ön plana çıkaran bu tür bağımsız markaların, global pazarda fark yaratacağını düşünüyorum. Peki bu neden önemli? Çünkü tasarım, hızla tüketilen bir meta değil; Sheridan’ın da hatırlattığı gibi, her ürünün arkasında bir hikâye ve emek var. Türk tasarımının da bu bilinçle yapılanacak.
Kaynak: Design Milk | Yayın Tarihi: 16 Ağustos 2026









