Fil Dışkısından Tuğlalarla Yükselen Goya Kulesi: Tayland’da Sürdürülebilir Mimarlık
Tayland’ın güneyindeki Phang Nga bölgesinde filler, kültürel belleğin ve ekolojik peyzajın ayrılmaz bir parçası. Khao Chang (Fil Dağı) adlı kireçtaşı dağının, uzanmış bir file benzediği söylenir. İşte bu bağlamda, Bangkok Project Studio’dan Boonserm Premthada’nın tasarladığı Goya Kulesi, fil ile mimarlık arasındaki bağı somutlaştırıyor. Matalay Projesi’nin girişinde yükselen bu gözlem kulesi, bölgede doğan Goya adlı dişi filin anısına inşa edilmiş.
Doğayla İç İçe Bir Yükseliş
Goya Kulesi, ziyaretçileri silindirik kolonlar, kıvrımlı yürüyüş yolları, ışık ve gölge oyunlarıyla karşılıyor. Yukarı tırmandıkça yol, bahçe, orman, gökyüzü ve deniz manzaraları yavaş yavaş açılıyor. Deneyim sadece zirvede değil, tırmanışın ritminde de saklı.
“Bu kule, sadece bir gözlem noktası değil; aynı zamanda malzemenin, emeğin ve doğanın bir araya geldiği bir performans alanı.”

Fil Dışkısından Mimarî Tuğlalar
Proje basit bir soruyla başladı: Fillerin geride bıraktıkları mimariye dönüşebilir mi ve fil yetiştiren topluluklar için yaratıcı bir ekonomi yaratabilir mi? Her bir dairesel tuğla, fil dışkısı kullanılarak elle yapılıyor; 33 cm çapında ve 5 cm kalınlığında. Beş doğal renkte üretilen tuğlalar hiç pişirilmiyor; sadece eller, güneş ışığı ve zamanla şekilleniyor.
İnşaat sırasında her tuğla, merkezi bir çelik çubuğa geçiriliyor ve özenle tasarlanmış bir renk desenine göre istifleniyor. Tekrar, ağırlık ve dokunuşla organik malzeme hem yapı hem de yüzey haline geliyor. Goya Kulesi ile Premthada’nın araştırması, nesne veya müze koleksiyonunun ötesine geçerek, ziyaretçilerin içine girebileceği, dokunabileceği, tırmanabileceği ve yaşayabileceği tam ölçekli bir kamusal alana dönüşüyor.
Ta Klang Köyü’nden Müzelere, Sonra Tekrar Doğaya
Goya Kulesi’nin ardındaki malzeme araştırması, Phang Nga’dan çok uzakta, Ta Klang Köyü’nden sırt çantasında taşınan tek bir fil dışkısı tuğlasıyla başladı. İlk başta imkansız görünen, kahkahalarla karşılanan bu deney, zamanla fil yetiştiren toplulukların nasıl yeni zanaat, değer ve mimari üretim biçimleri yaratabileceğine dair uzun vadeli bir araştırmaya dönüştü.

Zamanla fil dışkısı tuğlaları MoMA ve M+ Müzesi gibi kurumların koleksiyonlarına girdi. Ancak Goya Kulesi bu araştırmayı tekrar peyzaja taşıyor. Burada tuğla artık sadece korunacak veya sergilenecek bir nesne değil; hayvanlar, insanlar ve toprak arasındaki daha büyük bir döngünün parçası haline geliyor. Bu, sadece insanlar tarafından değil, filler, güneş ışığı ve Phang Nga peyzajı tarafından şekillendirilen bir mimari öneriyor.
Editörün Yorumu: Goya Kulesi, sürdürülebilirlik söyleminin ötesine geçen, gerçek anlamda deneysel ve cesur bir proje. Fil dışkısı gibi ‘atık’ bir malzemeyi mimariye dönüştürmek, hem ekolojik hem de kültürel bir duruş. Ancak bu tür projelerin ölçeklenebilirliği ve dayanıklılığı konusunda soru işaretlerim var; organik malzemenin tropikal iklimde ne kadar uzun ömürlü olacağını zaman gösterecek. Türkiye’de de benzer bir yaklaşım, örneğin hayvancılık atıkları veya tarımsal artıklarla denense, Anadolu’nun kırsal mimarisine yeni bir soluk getirebilir. Önümüzdeki yıllarda, ‘atıktan mimari’ trendinin daha da yaygınlaşacağını ve malzeme bilimindeki gelişmelerle bu tür organik yapı elemanlarının standart hale geleceğini öngörüyorum.
Kaynak: Designboom | Yayın Tarihi: 8 Temmuz 2026