Ana Sayfa Haberler Endüstriyel Tasarım

Gençler Şehirden Kovuluyor: Tasarımın Görünmez Duvarı

Christopher Martin, 'teen takeover' paniğinin asıl sorunu gizlediğini söylüyor: Şehirler gençlere gidecek yer bırakmadı. Peki tasarımcılar ne yapabilir?

· Piyon Haber · Dezeen

Share:

Gençler Şehirden Kovuluyor: Tasarımın Görünmez Duvarı

Bu yaz ABD’de “teen takeover” (genç istilası) diye bir tabir türedi. Sosyal medyada örgütlenen genç kalabalıkları şehir merkezlerinde, AVM’lerde, parklarda belirdi. Aralarında şiddet olayları da çıktı, elbette buna bir yanıt verilmeli. Ama bu tabirin kendisi çok şey anlatıyor. Belki de “Bu toplanmaların nesi yanlış?” diye sormadan önce daha rahatsız edici bir soruyu sormalıyız: Gençler nereye gitsin diye düşünmüştük?

Dezeen’de yayımlanan Christopher Martin analizinde, Batı şehirlerindeki gençlik mekânlarının nasıl yok edildiğini ve bunun tasarımın temel bir sorunu olduğunu gözler önüne seriyor. Londra’da da benzer bir durum yaşandı; Avrupa genelinde gençlerin yabancılaşması, siyasetten kopuşu ve huzursuzluğu artıyor. Yakın tarihli bir akademik makale, şehirlerin gençlere yaklaşımını “patronizing city” (tepeden bakan şehir) olarak adlandırıyor: Gençler kamusal alanda ancak denetlendiğinde, tüketim yaptığında veya yetişkin beklentilerine uyduğunda hoş görülüyor.

Üçüncü Mekânların Kayboluşu

Gençlik kulüpleri kapanıyor, kütüphaneler geç saatlere kadar açık kalmıyor, ucuz kafeler zincirleşiyor, oyun alanları, alışveriş pasajları, park bankları ve kimsenin bir öğleden sonrayı hiçbir şey yapmadan geçirmenize aldırmadığı sıradan şehir köşeleri yok oluyor. Bu “üçüncü mekânlar” – ev, okul veya iş dışındaki gayri resmi alanlar – ilişkilerin kurulduğu ve sosyal hayatın gerçekleştiği yerlerdir. Gençler için özellikle önemlidir çünkü ev ve okul gerçekten onlara ait değildir. Genellikle mülk sahibi değiller, barlar için çok gençler ve giderek ticarileşen şehir kültürüne katılmak için gereken paraya sahip değiller.

“Gençlerin küçük gruplar halinde toplanabileceği yerleri ortadan kaldırıyoruz, sonra büyük gruplar halinde toplandıklarında paniğe kapılıyoruz. Bunda muhteşem bir döngüsellik var.”

Axios’un bu yaz bildirdiğine göre, alışveriş merkezlerinin ve uygun fiyatlı buluşma noktalarının kaybolması, gençlere sıklıkla düşmanca hissettiren kamusal alanlarla birleşince Amerikalı gençlerin toplanacak daha az yeri kalıyor. Ortaya çıkan kitlesel buluşmalar ise sorunun kanıtı olarak görülüyor – belki de talebin kanıtı olması gerekirken.

Şehrin Ekonomik Amacı Olmayana Tahammülü Yok

Çağdaş şehir, belirgin bir ekonomik amacı olmayan insanlara karşı olağanüstü hoşgörüsüz hale geldi. Kaldırımlar yayaları hareket ettirmeli. Bordürler bir şey yüklemeli veya şarj etmeli. Meydanlar etkinliklere ev sahipliği yapmalı. Duvarlar reklam taşımalı. Parklar kafe edinmeli. Tren istasyonu holü yolcuları trenlere yönlendirmekten çok perakende vitrinlerinden geçirmeye hevesli. Bununla bağlantılı olarak, yetişkin toplum olarak “aylaklık” (loitering) sorunumuz var. Belediye sözlüğünde “aylaklık"tan daha şüpheli çok az kelime vardır. Kimse Roma’da bir kafenin dışında oturan yaşlı bir çifti aylaklıkla suçlamaz.

Gençlerin Şehirdeki Yeri: Tasarımın Görünmez Duvarı

Peki gençler neden suçlanıyor? Çünkü onlar tüketmiyor, sadece var oluyorlar. Oysa kamusal alanın özü, tüketim olmadan da var olma hakkıdır. Tasarımcılar olarak bizler, bu hakkı görmezden gelen mekânlar üretiyoruz. Bankların ortasına kollar koyarak yatmayı engelliyoruz, sivri çıkıntılar ekliyoruz, güvenlik kameralarını çoğaltıyoruz. Bunlar “savunmacı mimari” (defensive architecture) olarak bilinir ve gençleri dışlar.

Tasarımcılar İçin Çıkarımlar

Bu haber, endüstriyel tasarımcılar ve kentsel tasarımcılar için önemli dersler içeriyor:

  • Kamusal alanı yeniden düşünün: Gençlerin denetim olmadan vakit geçirebileceği, tüketim zorunluluğu olmayan alanlar tasarlayın.
  • Savunmacı tasarımdan kaçının: Banklar, oturma elemanları ve peyzaj öğeleri kapsayıcı olmalı, dışlayıcı değil.
  • Çok işlevlilik: Bir meydan sadece etkinlik alanı değil, aynı zamanda gençlerin takılabileceği bir yer olabilir.
  • Katılımcı tasarım: Gençleri tasarım sürecine dahil edin; onların ihtiyaçlarını ve bakış açılarını anlamak için atölyeler düzenleyin.

Editörün Yorumu

Bu yazı, tasarımın sadece estetik değil, aynı zamanda toplumsal adaletle ilgili olduğunu hatırlatıyor. Türkiye’de de benzer bir durum var: Şehirlerimizde gençlerin vakit geçirebileceği güvenli, ücretsiz alanlar hızla azalıyor. AVM’ler ve kafeler dışında gençlerin sosyalleşebileceği mekânlar neredeyse yok. Belediyeler ve tasarımcılar olarak, gençleri şehirden kovmayan, onları kucaklayan tasarımlar yapmalıyız. Savunmacı mimari yerine, davetkâr ve kapsayıcı alanlar yaratmak hem daha insani hem de daha sürdürülebilir. Unutmayalım: Şehirler gençlerin enerjisiyle canlanır, onları dışlayarak değil.

Peki bu neden önemli? Çünkü gençler bugünün ve yarının şehir sakinleri. Onları görmezden gelen tasarımlar, gelecekte daha büyük toplumsal sorunlara yol açar. Tasarımcılar olarak, her projede “Bu mekân kime hizmet ediyor?” diye sormalıyız. Gençlerin sesini duymak, onların ihtiyaçlarını anlamak ve tasarıma yansıtmak zorundayız. Aksi halde, şehirlerimiz sadece tüketenler için değil, yaşayanlar için de yaşanmaz hale gelir.

Kaynak: Dezeen | Yayın Tarihi: 23 Eylül 2026

Yazar
Piyon Haber
Tüm yazıları gör →

Yazıya Yorum Yapın



Yazıya Gelen Yorumlar 🎊

×