Ana Sayfa › Haberler › Mimarlık

Gezegen Odada: Tasarımda Karşılıklılık ve Posthümanizm

Posthümanist tasarım, insan olmayan canlılarla birlikte tasarlamayı öneriyor. Designboom analizi ve Türkiye yorumuyla karşılıklılık pratikte ne anlama geliyor?

· Piyon Haber · Designboom

Share:

Gezegen Odada: Tasarımda Karşılıklılık

Designboom’un son editoryal dosyası, tasarımın insan merkezli bakış açısına köklü bir eleştiri getiriyor: ‘Posthümanist ütopyalar’ başlığı altında, bir evin kedi gözünden nasıl görüneceğini, bir deniz duvarının istiridye için şeklinin ne olacağını, bir bahçenin arı görüşüne göre nasıl tasarlanacağını soruyor. Bu sorular, tasarımın yalnızca insan için değil, gezegenin tüm sakinleriyle birlikte yapılması gerektiğini vurguluyor.

İnsan Merkezli Tasarımın Ötesi

Yazı, Vitruvius’tan Le Corbusier’nin Modulor’una kadar uzanan insan ölçeğine dayalı tasarım geleneğini hatırlatıyor. 1950’lerde Henry Dreyfuss’un Josephine, Joe ve Joe Jr. isimli veri setleri, endüstriyel tasarımın standartlarını belirlemişti. Ancak bu standartlar, yalnızca tek bir müşteriye hizmet ediyordu: insan. Oysa artık müşteri listesi genişliyor; Ian McHarg’ın 1969’daki ‘Design with Nature’ kitabı ve Rachel Carson’ın ‘Silent Spring’ eseri, doğayı tasarım sürecine dahil etmenin önemini vurguluyor.

Gezegen Odada: Tasarımda Karşılıklılık

Karşılıklılık Pratikte Ne Anlama Geliyor?

Dosya, karşılıklılığın (mutualism) pratikteki örneklerine odaklanıyor: bakteriler ve alglerle işbirliği yapan stüdyolar, ormanları dinlenebilir hale getiren sensörler, derin zamana zarifçe çözülmek üzere tasarlanmış binalar, eski teknolojilerin verdiği zararı onaran yeni teknolojiler ve hayvanlar, bitkiler ve okyanuslarla birlikte inşa edilen altyapılar. Bu yaklaşım, tasarımı bir kontrol aracı olmaktan çıkarıp bir diyalog sürecine dönüştürüyor.

‘İklim değişikliği ve kitlesel yok oluşlar nedeniyle hayvanlar da kendi ölümlerinin farkına varıyor ve belki de kendi ritüellerini, mitolojilerini ve maneviyatlarını geliştiriyorlar.’ — Marguerite Humeau, sanatçı

Gezegen Odada: Tasarımda Karşılıklılık

Türkiye’de Karşılıklı Tasarımın İzleri

Türkiye’de de son yıllarda doğa temelli çözümlere yönelik ilgi artıyor. Özellikle kentsel dönüşüm projelerinde yeşil altyapı ve biyofilik tasarım ilkeleri giderek daha fazla benimseniyor. Ancak hâlâ insan merkezli yaklaşımların baskın olduğu bir gerçek. İstanbul’daki kentsel dönüşüm projelerinde, deprem güvenliği öncelikli olsa da, ekosistem hizmetlerini gözeten tasarımlar henüz yaygın değil. Yine de bazı genç mimarlık stüdyoları, malzeme olarak miselyum ve alg gibi biyolojik unsurları kullanmaya başladı. Bu gelişmeler, Türkiye’nin de bu küresel dönüşümde yerini alabileceğini gösteriyor.

Tasarımcılar İçin Çıkarımlar

Bu yaklaşım, tasarımcılara yeni bir etik ve estetik çerçeve sunuyor. Artık bir binayı sadece insan konforu için değil, aynı zamanda yerel ekosistemin bir parçası olarak düşünmek gerekiyor. Belki de geleceğin mimarı, bir binanın ömrünü doğal süreçlerle uyumlu hale getirmeyi, hatta yapının zamanla çözülerek ekosisteme geri dönmesini tasarlamayı öğrenecek.

Gezegen Odada: Tasarımda Karşılıklılık


Editörün Yorumu

Bu haber, tasarım dünyasında yükselen posthümanist dalganın Türkiye’deki yansımalarını sorgularken, aslında hepimizin bildiği bir gerçeği yüzümüze vuruyor: Doğa bizim için bir malzeme değil, bir ortak. Marguerite Humeau’nun işleri, tasarımın duygusal ve spiritüel boyutunu hatırlatıyor; ancak Türkiye’de hâlâ ‘insan için tasarım’ anlayışı baskın. Özellikle kıyı bölgelerinde ve kentsel dönüşümde ekosistem tabanlı tasarımların hayat bulması, iklim kriziyle birlikte kaçınılmaz hale gelecek. Genç stüdyoların miselyum ve alg gibi biyolojik malzemelere yönelmesi umut verici; fakat bu trendin tasarım eğitimine ve pratiğine daha fazla yansıması için sektörün zihniyet dönüşümüne ihtiyacı var. Umarım Türkiye de bu dönüşümde aktif rol alır ve ‘gezegeni odaya’ davet eder.

Kaynak: Designboom | Yayın Tarihi: 22 Ekim 2026

Yazar
Piyon Haber
Tüm yazıları gör →

Yazıya Yorum Yapın



Yazıya Gelen Yorumlar 🎊

×