Ana Sayfa Haberler Mimarlık

Koridorların Sonu mu? TAKK Konutu Yeniden Düşünüyor

TAKK, oda ve koridor düzenini tarihsel bir kalıp olarak ele alıyor; evi iklim, bakım ve birlikte yaşam için yeniden tasarlıyor. Venedik Bienali'nden ilhamla.

· Piyon Haber · Designboom

Share:

Koridorların Sonu mu? TAKK Konutu Yeniden Düşünüyor

Evlerimiz neden hâlâ koridorlarla bağlanan odalardan oluşuyor? Aile yapıları değişiyor, çalışma mekânları yatak odalarına taşıyor, evcil hayvanlar neredeyse insan statüsü kazanıyor, yazlar kızışıyor, enerji pahalılanıyor. Buna rağmen konutlar, yatak odası, mutfak, salon ve onlara ulaşan koridorlar olarak planlanmaya devam ediyor. Barselona ve New York merkezli TAKK stüdyosu, bu düzenin hiç de kaçınılmaz olmadığı şüphesinden yola çıkıyor. Kurucular Mireia Luzárraga ve Alejandro Muiño; evi iklim, mahremiyet dereceleri, bakım ve birlikte yaşam ekseninde yeniden organize etmenin mümkün olduğunu söylüyor. Peki “odalar sonrası” bir hayat mümkün mü?

Koridorların Tarihi: Burjuva Evinin Mirası

TAKK, bildiğimiz oda ve koridor planının “zamansız bir mimari gerçek” değil, tarihsel bir modelin devamı olduğunun altını çiziyor. Stüdyo, “Bir asırdan fazla süredir konutların koridorlarla bağlanan bir dizi oda olarak örgütlendiğini sorgulamadan kabul ettik” diyor. Bu model, modern burjuva evinin ve onunla gelen toplumsal, ekonomik ve enerji yapılarının pekişmesiyle ortaya çıkmış. Üstelik bu planlar sadece mekânları uzmanlaştırmıyor; çapraz havalandırmayı zorlaştırıyor, tüm konutun eşit koşullandırılmasını dayatıyor, kullanıcılar ve aktiviteler arasında hiyerarşiler kuruyor. Hangi bakım işinin görünür olduğu, hangi ailenin “standart” sayıldığı, hangi türlere içeride yer olduğu bile bu planların sonucu. TAKK’ın deyimiyle: “Konut mimarisi asla tarafsız olmamıştır.”

Koridorların Sonu mu? TAKK Konutu Yeniden Düşünüyor

Ev, Bir “Birlikte Yaşam Altyapısı” Olarak

TAKK’a göre ev yalnızca yaşam pratiklerine cevap vermiyor; aynı zamanda onları üretiyor. Mutfağın konumu, bir kapının varlığı ya da yokluğu, iki mekân arasındaki eşik, ortak alanın büyüklüğü—tüm bunlar kimin kiminle karşılaşacağını, hangi aktivitelerin bir arada gerçekleşeceğini ve hangi bakım emeğinin gözden uzak tutulacağını belirliyor. Bu yüzden stüdyo, konutu “fonksiyonların kabı değil, birlikte yaşamanın altyapısı” olarak tanımlıyor. Bu perspektif, mimarlığa sadece biçimsel değil politik bir sorumluluk da yüklüyor: Ev, iklim krizinden toplumsal cinsiyet eşitsizliğine kadar birçok meselenin oyun alanı.

2025 Venedik Bienali ve 100 Words for Water

TAKK’ın bu yaklaşımı yalnızca inşa edilmiş işlerde değil; yerleştirme, sergi ve akademik araştırmalarda da kendini gösteriyor. 2025 Venedik Mimarlık Bienali’nde Katalan Pavyonu’nu küratörlüğünü üstlenen Luzárraga ve Muiño, Lars Müller Publishers’tan çıkan 100 Words for Water adlı kitapta mimarlık, felsefe, aktivizm ve bilimden isimleri suyla ilişkimizi yeniden düşünmek için bir araya getiriyor. Su, tıpkı ev gibi, kaynaklar ve güç ilişkileriyle dolu bir alan. Bu kitap, TAKK’ın ekolojik çerçeveleri mimarinin hem maddesine hem de politik imgelemine nasıl dahil edilebileceğinin somut bir örneği.

Koridorların Sonu mu? TAKK Konutu Yeniden Düşünüyor

Türkiye’de Koridor Düzenini Yeniden Düşünmek

Türkiye’deki konut üretimi hâlâ büyük ölçüde “oda + koridor” şablonuna dayanıyor. Özellikle toplu konut projelerinde bu şablon, enerji verimsizliği ve esnek olmayan planlar anlamına geliyor. Ancak artan enerji maliyetleri, deprem sonrası dönüşüm tartışmaları ve evden çalışma kültürü, bu kalıpların yeniden düşünülmesi için güçlü bir zemin oluşturuyor. TAKK’ın önerdiği gibi evi “birlikte yaşamın altyapısı” olarak ele almak, Türkiye’de de daha esnek, iklime duyarlı ve bakım odaklı konut modellerine kapı aralayabilir.

Koridorların Sonu mu? TAKK Konutu Yeniden Düşünüyor

Peki Bu Neden Önemli?

Koridoru ortadan kaldırmak elbette tek başına bir çözüm değil. Ama TAKK’ın önerdiği şey, mimarinin verili kalıplarını sorgulamak. Enerji krizi, iklim değişikliği ve değişen yaşam biçimleri karşısında konutu yeniden düşünmek artık bir lüks değil, zorunluluk. Bu yüzden “koridorların sonu” tartışması, sadece bir plan şemasından ibaret değil; aynı zamanda kimin nasıl yaşayacağına dair politik bir tercih. TAKK’ın çalışması, bu tercihin mimarlık aracılığıyla nasıl mümkün olabileceğini gösteriyor.

Editörün Yorumu

TAKK’ın yaklaşımı, mimarlık dünyasında sıkça duyduğumuz “esneklik” ve “çok işlevlilik” kavramlarını bir adım öteye taşıyor. Ancak yine de şüpheyle yaklaşıyorum: Her konutta koridoru tamamen kaldırmak, mahremiyet ihtiyacını görmezden gelmek anlamına gelebilir. Özellikle Türkiye gibi geniş aile yapılarının hâlâ güçlü olduğu yerlerde, odalar arası geçişler ve özel alan sınırları önemini koruyor. Yine de TAKK’ın asıl katkısı, bu kalıpları sorgulamaya açması. Türkiye’deki toplu konut projeleri, enerji verimsiz planları ve standartlaşmış mekân kurgularıyla acil bir yeniden düşünmeye ihtiyaç duyuyor. TAKK’ın “birlikte yaşam altyapısı” fikri, bu dönüşüm için ilham verici bir başlangıç noktası. Sektörün bu tartışmayı sadece bir “trend” olarak görmeyip, yerel bağlamlara uyarlaması gerektiğini düşünüyorum. Belki de gerçek cesaret, koridoru yok etmek değil, onu yeniden anlamlandırmakta.

Kaynak: Designboom | Yayın Tarihi: 19 Ağustos 2026

Yazar
Piyon Haber
Tüm yazıları gör →

Yazıya Yorum Yapın



Yazıya Gelen Yorumlar 🎊

×