Le Corbusier’in Plan Voisin’i vs. Chtcheglov’un Sürüklenmesi: Şehir Kimin?
1925 yılında Le Corbusier, Paris’in tarihi dokusunu yıkıp yerine devasa haç biçimli ofis kuleleri dikmeyi hayal etti. Plan Voisin, şehri bir makine gibi düzenleyecek, verimliliği ve hijyeni merkeze alacaktı. Ancak yalnızca 28 yıl sonra, Ivan Chtcheglov (Gilles Ivain takma adıyla) bu vizyona sert bir eleştiri getirdi: Şehir fabrika ya da hastane değildi; duyguların, rüyaların ve keşfin mekânı olmalıydı. Peki, bugünün tasarımcıları bu iki kutuptan hangisine daha yakın?
Le Corbusier’in Rasyonel Şehri: Düzen mi, Tekdüzelik mi?
Plan Voisin, Paris’in merkezindeki Marais ve çevresini yok ederek yerine 18 adet haç planlı ofis kulesi, ayrı konut blokları ve hiyerarşik bir yol ağı öneriyordu. Amaç, tıkanıklığı ve kötü sağlık koşullarını çözmekti. Ancak bu öneri, şehri okunabilir bir sistem haline getirirken, insan ölçeğini ve sokak yaşamını feda ediyordu. Le Corbusier’nin fikirleri, Ville Radieuse ve Atina Sözleşmesi ile modernist şehirciliğin temel taşı haline geldi. İşlevler ayrıldı, yapılar dikey olarak yoğunlaştı, hareket ve açık alan öncelik kazandı.

Chtcheglov’un Duygusal Şehri: Sürüklenme ve Değişken Dekorlar
1953’te Chtcheglov, Yeni Bir Şehircilik İçin Formüler‘de modern şehri sıkıcı bulduğunu ilan etti. Ona göre mimari, insanların ruh halini değiştirmeli, rüyalar üretmeliydi. Hareketli duvarlar, güneşle birlikte dönen evler, sakinlerinin isteğine göre görünümü değişen binalar hayal etti. Hatta şehri hislere göre bölgelere ayırdı: Tuhaf Mahalle, Mutlu Mahalle, Asil ve Trajik Mahalle, hatta Uğursuz Mahalle. Le Corbusier’yi açıkça eleştirerek mimarisini “fabrikalar ve hastaneler” için uygun buldu, hatta hapishanelere benzettti; onu “neşe”, “aşk, tutku, özgürlük"ü yok etmekle suçladı.
“Le Corbusier’nin mimarisi fabrikalar ve hastaneler için uygundur, hatta hapishaneler için… Neşeyi, aşkı, tutkuyu ve özgürlüğü yok eder.” — Ivan Chtcheglov

Dérive: Şehirde Amaçsız Yürüyüşün Radikal Gücü
Sitüasyonistler, şehirde amaçsızca dolaşmayı dérive (sürüklenme) olarak adlandırdı. Sokaklar, binalar ve değişen çevre, yolculuğun yönünü belirlerdi. Chtcheglov için bir bina ya da sokak tek bir amaca hizmet etmek zorunda değildi; yürüyüşün ruh halini değiştirebilir, insanı başka yöne çekebilir, tanıdık bir yeri yabancılaştırabilirdi. Varmak değil, yolculuğun kendisi önemliydi. Sürüklenme, optimizasyon mantığına karşı çıkar.
Türkiye’de Yansımalar: TOKİ Blokları mı, İstanbul’un Ara Sokakları mı?
Türkiye’de de benzer bir gerilim yaşanıyor. TOKİ’nin devasa, tekdüze konut blokları Le Corbusier’nin rasyonel vizyonunu andırırken, İstanbul’un arka sokakları, Beyoğlu’nun ara sokakları, İzmir’in Kemeraltı’sı Chtcheglov’un duygusal şehrine daha yakın. Ancak son yıllarda kentsel dönüşüm projeleri, bu organik dokuyu hızla yok ediyor. Tasarımcılar olarak, verimlilik ile insan deneyimi arasında bir denge kurmak zorundayız. Belki de geleceğin şehirleri, Le Corbusier’nin düzeninden çok Chtcheglov’un değişkenliğine ve sürprizine ihtiyaç duyuyor.

Kişisel Yorumum: Le Corbusier’nin Plan Voisin’i, şehri bir makine gibi görmenin trajik bir örneği. Evet, verimlilik ve sağlık önemli ama insan sadece bir çark değil. Chtcheglov’un duygusal şehri bana çok daha çekici geliyor; çünkü şehir, keşfedilmeyi bekleyen bir labirent olmalı. Türkiye’de ise maalesef hâlâ beton bloklar ve otoparklar arasında sıkışmış bir şehircilik anlayışı hâkim. Ancak
Kaynak: Designboom | Yayın Tarihi: 1 Ekim 2026




