Lionel Jadot’tan Devrimci Dönüşüm: Eski Askeri Kışla, Sanatla Buluşan Jam Hotel Ghent’e Evrildi
Belçika’nın tarihi dokusuyla ünlü Gent şehrinde, Studio Lionel Jadot’un imzasını taşıyan bir mimari harikası yükseldi: Jam Hotel Ghent. Bir zamanlar askeri kışla olarak hizmet veren bu anıtsal yapı, şimdi duvarlarındaki dökülen sıvaları ve geri dönüştürülmüş malzemelerden üretilmiş mobilyalarıyla benzersiz bir otel deneyimi sunuyor. Jam Hotels markasının sürdürülebilirliğe verdiği önemin en yeni temsilcisi olan Ghent projesi, Brüksel ve Lizbon’daki başarılı iş birliklerinin ardından, Studio Lionel Jadot’un yeteneğini bir kez daha kanıtladı.
Geçmişin Katmanları: Leopold Kışlası’ndan Çağdaş Bir Otel Kimliği
- yüzyılın başlarından kalma Leopold Kışlası’nın bir zamanlar nizamiye binası olan yapı, B2Ai mimarlık firmasının titiz restorasyonuyla yeniden hayat buldu. Kalın duvarları, romantik tarzdaki siperleri, köşe kuleleri ve mazgalları korunarak, binanın orijinal mimarisi bugüne taşındı. Bu dönüşüm, yalnızca bir tadilat değil, aynı zamanda geçmişe saygı duruşunda bulunan, derin bir mimari yorumlama. Studio Lionel Jadot’a, Gent’in Sanat Bölgesi’ndeki bu tarihi yapıyı 108 odalı bir otele dönüştürme görevi verildiğinde, ekip binanın ruhunu koruma ve geliştirme vizyonuyla yola çıktı.

“Gerçekçi Çevre” Felsefesi: Atölye Ruhu ve Yerel İş Birliği
Lionel Jadot’un stüdyosu, projeye “Gerçekçi Çevre” (Realistic Circle) sistemini uyguladı. Bu felsefe, bulunan malzemelerin yeniden kullanılmasına ve yerel zanaatkarlarla iş birliği yaparak bağlama özgü çözümler üretmeye dayanıyor. Otelin 50 kilometrelik yarıçapında faaliyet gösteren 40’tan fazla tasarımcı, yapımcı ve sanatçı, iç mekanların şekillenmesinde aktif rol aldı. Partner ve tasarımcı Louise Michiels’in belirttiğine göre, ana amaç “bir sanatçı atölyesi hissi veren, sürekli gelişen bir alan yaratmaktı.”
“Leopold Kışlası zaten uzun bir geçmişe sahipti ve biz buna saygı duymak istedik. Fikir, mümkün olduğunca az değişiklik yaparak yeni fonksiyonlar eklemekti. Alanı örtmek veya düzeltmek yerine, mevcut katmanların kalmasına izin verdik. Zamanın geçişi zaten duvarlara yazılmıştı, bu yüzden bizim rolümüz bu hikayeyi silmek yerine onunla çalışmaktı.”

Michiels’in bu sözleri, projenin temel yaklaşımını mükemmel bir şekilde özetliyor.
Malzemelerin Yeniden Doğuşu: “Terk Edilmiş Malzemelerin Yatağı”
Projenin ilk aşamasında, binanın askeri ofis olarak kullanıldığı dönemde eklenen asma tavanlar ve kaplama malzemeleri gibi ilaveler kaldırıldı. Bu yıkım süreci, binanın orijinal yapısının yanı sıra, zamanın izlerini taşıyan boya, sıva ve tuğla katmanlarını ortaya çıkardı ve bunlar bilinçli olarak korundu. Bu aşamada kurtarılan malzemeler, projenin her yerinde yeniden kullanıldı; eski çatı keresteleri otelin barı için döşeme ve kaplama olarak repurposed edildi.

Jadot, bu durumu şu sözlerle ifade etti: “Binanın kendisi, ‘gisement de matériaux délaissé’ – yani terk edilmiş malzemelerin yeniden etkinleştirilmeyi bekleyen bir yatağı haline geldi. Bu yaklaşım, Gerçekçi Çevre’nin ayrılmaz bir parçasıdır ve projeyi, üzerine yeni bir kimlik dayatmak yerine, zaten var olan şeylerle temellendirir.”
Yerel Yeteneklerle Yaratılan Özgün Dokunuşlar
İç mekanlara katkıda bulunan yerel tasarımcılar ve üreticiler arasında Duplex Studio da bulunuyor. Stüdyo, misafir odaları ve ortak alanlarda kullanılan sade ahşap mobilyaları tasarladı. Sürekli gelişen bir atölye fikrine dayanarak, OpenStructures, misafir yatakları için modüler, yeniden yapılandırılabilir bir sistem geliştirdi; bu sayede yataklar sökülüp gelecekte farklı şekillerde kullanılabilecek. Yerel tasarımcı Pierre Emmanuel Vandeputte ise, yine kurtarılmış ahşap paneller kullanarak özgün mobilyalar geliştirdi. Bu iş birlikleri, otelin sadece bir konaklama yeri olmaktan öte, bir sanat ve tasarım platformu haline gelmesini sağladı.

Jam Hotel Ghent, sürdürülebilir tasarımın, yerel zanaatkarlığın ve geçmişe saygının ilham verici bir kanıtı olarak yükseliyor. Bu proje, terk edilmiş bir yapının nasıl modern bir cazibe merkezine dönüşebileceğini ve tasarımın sadece estetik değil, aynı zamanda etik ve çevresel sorumluluk taşıyan güçlü bir araç olabileceğini gösteriyor. Mimarlar ve tasarımcılar için, bu dönüşüm, ilham verici bir ders niteliğinde: Mevcut olanı keşfetmek, dönüştürmek ve ona yeni bir hikaye fısıldamak her zaman mümkündür.








Kaynak: Dezeen | Yayın Tarihi: 1 Mart 2026