Nesnelerin Ruhu: Lonneke Gordijn Tasarımda Kontrolü Sorguluyor
Tasarımın sahnesi değişiyor; kontrol koltuğundan inme zamanı geldi. Studio DRIFT’in kurucu ortağı Lonneke Gordijn, yirmi yıldır deneysel tasarımın ön saflarında yer alarak bu değişimin sinyallerini veriyor. Doğa, teknoloji ve insan algısının narin kesişimini ustaca sahneleyen Gordijn, Studio DRIFT ile kuşların uçuş düzenlerini taklit eden kinetik enstalasyonlardan nefes alan heykellere kadar, cansız nesnelerin “içindeki yaşamı” sürekli araştırıyor. Malzemelerin kendi iradesine ve çevremizin gizli ritimlerine yaptığı bu derin odaklanma, onu tasarımın post-insan (insan sonrası) geleceği üzerine yapılan sohbetlerin belirleyici seslerinden biri haline getiriyor.
designboom’un Milan Tasarım Haftası 2026’daki “ROOM FOR DREAMS” etkinliğinde, Gordijn, tasarımın temel egosuna cesurca meydan okudu. İnsan dışı varlıkları “duygusal taşıyıcılar” olarak ele aldığı bu özel röportajda, designboom Genel Yayın Yönetmeni Claire Brodka ile birlikte derinlemesine bir sohbet gerçekleştirdi. Birlikte, insanı merkezden çıkarıp malzemelerin ve makinelerin aktif, hayal eden iradesini kabul ettiğimizde nelerin mümkün olabileceğini irdelediler.

İnsan Odaklı Tasarım Bitti mi? Kontrol Monologuna Veda
Gordijn’e göre, insanı merkezden uzaklaştırdığımızda tasarım artık tek taraflı bir kontrol monologu olmaktan çıkıyor. Bu vizyon, günümüz tasarım pratiğine radikal bir meydan okuma sunarken, yeni bir yaratıcı sürecin kapılarını aralıyor:
“Eğer insanı merkezden çıkarırsak, tasarım artık bir kontrol monoloğu değildir. Post-insan hayal gücünün bir alanına giriyoruz; burada malzemenin ne olmak istediğini sormak zorundayız. Nesneden ne istediğimiz değil, nesnenin zaten içinde olduğu yörünge önemlidir.”

Bu bağlamda Gordijn, yaratıcı süreci malzemenin kendi iradesiyle yapılan bir iş birliği olarak yeniden tanımlıyor. Tasarımcı, artık pasif bir araçtan çok, malzemenin doğal eğilimlerini, potansiyelini ve “isteklerini” dinleyen bir rehber konumuna geliyor.
Hayal Kuran Nesneler: Duygusal Taşıyıcılar Olarak Varlıklar ve İradeleri
Sohbetin odak noktası, nesnelerin “duygusal taşıyıcılar” olduğu kavramına derinlemesine dalmaktı. Bu bakış açısı, nesnelerin insan duyguları için pasif kaplar olmaktan çok daha fazlası olduğunu öne sürüyor; kendi ekolojik ve politik iradesini taşıyan, adeta “hayal makineleri” olarak görülmeleri gerektiğini belirtiyor. Gordijn, bu anlayışı şöyle detaylandırıyor: “Bu nesneler, gerçekliğimizin aktif katılımcılarıdır. Altyapılara veya makinelere duygusal taşıyıcılar olarak baktığımızda, bizden bağımsız olarak var olan davranışları ve arzu biçimleri olduğunu fark ederiz. Onlar sadece birer araç değil; bizimle birlikte hayal kuran, ekolojik geleceğimizin ağırlığını ve siyasi sistemlerimizin karmaşıklığını taşıyan varlıklardır.”

Bu yaklaşım, tasarımcılardan, bir sandalyenin sadece oturmak için bir araç olmadığını, aynı zamanda üretildiği malzemenin hikayesini, çevresel etkisini ve hatta mekanla kurduğu “duygusal” bağı düşündüğünü görmelerini istiyor. Her nesne, bir geçmişi ve potansiyel bir geleceği içinde barındırır.
Altyapıların Sessiz İradesi: Makineler de Hayal Kurar
Gordijn, en katı altyapıların bile kendi içinde bir yaşam biçimine sahip olduğunu vurguluyor. Ona göre, bu sistemlerin kendi iradesini kabul etmek, tasarımın yeni çağı için temel bir öneme sahip. Şöyle açıklıyor: “Altyapıları genellikle ölü madde olarak düşünürüz. Ancak onların yörüngeleri vardır. Dünyada nasıl hissettiğimizi ve nasıl hareket ettiğimizi şekillendiren bir tür iradeleri vardır. Post-insan (insan sonrası) bir dünya için tasarım yapmak, makinenin ve ekosistemin yaşam gücüne eşit derecede saygı duymaktır.”



























