Örgü Heykeller: Luna Haverkorn’un Tasarımları Kullanıldıkça Canlanıyor
Hollandalı tekstil tasarımcısı Luna Haverkorn için örgü, sadece bir zanaat değil; kayan, katlanan ve bedene yanıt veren etkileşimli nesneler üreten yapısal bir sistem. Şu anda İsveç Tekstil Okulu’nda Tekstil Etkileşim Tasarımı yüksek lisansını tamamlayan Haverkorn, Willem de Kooning Akademisi’nde Endüstri Ürünleri Tasarımı okuduktan sonra bu yolda ilerliyor. Tasarımları, insanları oturmaya, denge kurmaya, uzanmaya ya da içine kaybolmaya davet eden beden ölçeğinde örgü formlar.
Designboom ile yaptığı söyleşide Haverkorn, yaparak tasarlama sürecini, malzemeyle doğrudan çalışmanın getirdiği bilgiyi ve zanaatin giderek otomatikleşen dünyada neden güçlü bir yenilik biçimi olduğunu anlatıyor.

Malzeme ile Diyalog: Yaparak Öğrenmek
Haverkorn, sürece malzemenin kendisiyle başlıyor. Gözlem, deney ve tekrar, nihai nesneyi yavaş yavaş ortaya çıkaran sürekli bir döngü oluşturuyor. “Ellerimle bir şeyler yapmayı seviyorum. Yaparak tasarlıyorum,” diyor. “Örgü gibi bir tekniğe tamamen daldığımda, küçük değişikliklerin beklenmedik sonuçlara yol açabileceği noktaları anlamaya başlıyorum. Bir tekniği ne kadar iyi bilirsem, sınırlarını o kadar zorlayabilir ve yeni olanaklar keşfedebilirim.”
“Bir tekniği ne kadar iyi bilirsem, sınırlarını o kadar zorlayabilir ve yeni olanaklar keşfedebilirim.”

Doğadan İlham, Prototiplerle Keşif
Bitkilerin sert yapıları yumuşak, esnek öğelerle nasıl birleştirdiğini incelemek, Haverkorn’un yapı ve hareket sorunlarını çözmesine yardımcı oluyor. Fikirlerini doğrudan prototipler üzerinden geliştiriyor ve her deney yeni olanaklar ortaya çıkarıyor. “Sürecim genellikle gözlemle başlar,” diye açıklıyor. “Bir sorunu çözmeye, yeni bir form bulmaya ya da öğeler arasında yeni bir bağlantı geliştirmeye çalışırken çevreme dikkatle bakarım.” Teknik hassasiyet ancak bu keşifler yapıldıktan sonra devreye giriyor: “Ne yaratmak istediğimi gerçekten anladığımda, teknik hassasiyet önem kazanır. O noktada, örgü makinesini dikkatlice programlayarak deneylerle keşfettiklerimi bitmiş bir parçaya dönüştürürüm.”
Kesintisiz Örgü: Tek İplikten Üç Boyutlu Yapılar
Haverkorn, örgüye üç boyutlu yapılar inşa etme yöntemi olarak yaklaşıyor. Parçaları genellikle kesintisiz, az dikişle veya hiç dikişsiz örülüyor; tek bir iplik, karmaşık formlar oluşturduktan sonra doldurularak son hacmine ulaşıyor. “İnsanların örgü hakkındaki beklentilerini zorlamayı seviyorum,” diyor. “Birçok kişi örgüyü giysi ya da geleneksel zanaatla ilişkilendirirken, ben onu heykelsi, dönüştürülebilir nesneler inşa etmek için kullanıyorum.”

Endüstriyel yataklı Stoll örgü makinelerini programlama geçmişi, bu düşünce biçimini temelden şekillendirmiş: bir nesnenin tek bir sürekli iplikten nasıl büyüyebileceğini sürekli düşünüyor. Yılların deneyimi, Haverkorn’un yapıya yaklaşımını da etkilemiş: malzemeyle doğrudan çalışmak, ona teorinin tek başına veremeyeceği bir anlayış kazandırıyor.

Editörün Yorumu
Luna Haverkorn’un yaklaşımı, tasarımda “yaparak düşünme” kavramının ne kadar değerli olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Özellikle endüstriyel örgü makinelerini bir sanatçı duyarlılığıyla kullanması, teknoloji ve zanaat arasındaki yapay ayrımı sorguluyor. Türkiye’de tekstil ve moda tasarımı genellikle üretim odaklıyken, Haverkorn gibi deneysel yaklaşımların sektöre ilham vermesi gerekiyor. Örgüyü yapısal bir sistem olarak ele almak, mobilyadan mimariye kadar pek çok alanda yeni olanaklar sunabilir. Bu yazı, özellikle malzeme bilincini ön plana çıkaran genç tasarımcılar için kaçırılmaması gereken bir kaynak.
Kaynak: Designboom | Yayın Tarihi: 9 Temmuz 2026























