Oyunun İşlevi: Luca Boscardin ile Tasarımda Hayal Gücü
Oyuncaklar yalnızca çocuklara mı? Luca Boscardin bu soruya net bir “hayır” diyor. Venedik’te mimarlık okuyup grafik tasarıma geçen, bugünse Palazzo Grassi, La Triennale, Arte Sella ve Museo Pecci gibi kurumlarla çalışan Boscardin için oyun; bir eğlence değil, hayal gücünün özgürleştiği bir düşünme biçimi. Oyuncaklar, oyun alanları, kitaplar ve kamusal enstalasyonlarda bu düşünceyi somutlaştırıyor. İllüstratör ve eğitimci kimliğiyle de oyunbaz tasarımın eğitimden kentsel tasarıma kadar uzanan etkisini araştırıyor.
Mimarlıktan Oyun Tasarımına Uzanan Yol
Mimarlık onun için ilk duraktı. “Çizmeyi sevdiğim için mimarlığı seçtim,” diyor Boscardin. “Mimarlık; bina, ürün ya da grafik kimlik fark etmeksizin her yaratıcı işin aynı süreçle başladığını öğretti: gözlem, sorgulama, test ve rafine etme.” Ancak mimarlıkta kendi sesini bulamadı. Grafik tasarımın sayfa düzenindeki ızgara sistemlerinin kesinliği ise onu boğdu. Dönüm noktası, ilk projelerinden Archiville oldu.

Kural Tanımayan Nesneler: Archiville ve Animal Factory
Archiville; birbirine geçen yapılar, sokaklar, ağaçlar ve kamusal alanlardan oluşan kartondan bir şehir. Talimatı yok, doğru çözümü yok. Evler üst üste dizilebilir, ağaçlar çatılarda yeşerebilir, sokaklar parka dönüşebilir. Her çocuk farklı bir şehir kurar çünkü her kafa farklı çalışır. Boscardin bu süreci izlerken tasarım anlayışı kökten değişmiş. “İnsanlara ne yapacağını söyleyen nesneler tasarlamak istemiyorum. Yorumu davet eden, hayal gücüne alan açan, herkesin kendi oyununu icat etmesine izin veren nesneler…” O günden sonra oyun, onun için bir tasarım dili haline gelmiş. Magis için geliştirdiği Animal Factory de bu dilin en yeni örneği. Soyut hayvan formları, çocuklarla yetişkinleri aynı merak düzleminde buluşturuyor.
“Oyun, yalnızca eğlence değil; kendimizi keşfettiğimiz, başkalarıyla bağ kurduğumuz ve farklı yaşama biçimleri hayal ettiğimiz bir dil.” – Luca Boscardin

Oyunun Dili: Tasarımda Hayal Gücünün Önemi
Boscardin’e göre en başarılı oyun, kullanıcıya “şöyle oyna” demeyendir. Talimatı olmayan karton şehir, çocuğun kendi kurallarını koymasını sağlar. Bu yaklaşım, tasarımın yalnızca işlevsel değil; duygusal ve bilişsel bir alan açtığını da gösteriyor. Oyunun bir işlev olduğu fikri, eğitim materyallerinden kentsel mobilyalara kadar genişliyor. Merak, en temel insan ihtiyaçlarından biri; Boscardin’in işleri bu ihtiyacı besliyor.
Peki Bu Neden Önemli?
Oyun, toplumsal hayal gücünün anahtarı olabilir mi? Boscardin’in cevabı evet. Tasarımcılar kural koymaktan vazgeçip hayal gücüne eşlik ettiğinde, ortaya çıkan nesneler yalnızca çocukları değil, toplumun tamamını dönüştürecek bir potansiyel taşıyor. Bu yüzden onun çalışmaları sadece oyuncak tasarımı değil, bir kültür inşa etme pratiği.
Editörün Yorumu
Türkiye’de oyuncak ve oyun alanı tasarımı hâlâ büyük oranda “doğru cevap” üzerine kurulu. Kullanıcıya ne yapacağını söyleyen, talimatlı ürünler çoğunlukta. Boscardin’in özgürlükçü yaklaşımı bu anlayışa meydan okuyor; ancak bu tamamen açık uçlu tasarımın her kullanıcı için uygun olmadığını da kabul etmek gerek. Yine de Türkiye’de son yıllarda kamusal alanlarda görülen interaktif enstalasyonlar, bu dilin yavaş yavaş yerleştiğinin habercisi. Önümüzdeki dönemde eğitim materyallerinden kentsel mobilyalara kadar bu yaklaşımın yayılacağını öngörüyorum. Umarım Türkiye’deki tasarımcılar da kural koymayı bırakıp hayal gücüne eşlik etmeye başlar.
Kaynak: Designboom | Yayın Tarihi: 8 Ağustos 2026
















