Paslanmanın Estetiği: Senteski’nin Ayna Koleksiyonu
Macar sanatçı Boldizar Senteski’nin yeni eseri Erosion Collection, New York’taki StudioTwentySeven’de sergileniyor. Oksitlenme, korozyon ve zamanın geçişiyle şekillenen üç el yapımı ayna, sadece yansıtıcı bir yüzey değil, aynı zamanda dönüşümün inceliklerini gözler önüne seren birer nesne olarak tasarlanmış. Fotoğraflar: Panna Donka.
Zamanın İzini Taşıyan Aynalar
Senteski, “Her zaman kentsel çevreye ilgi duydum; zamanın izlerini taşıma ve kendi dönüşümünün kaydını tutma biçimine” diyor. “Bu yeni koleksiyonla değişimin güzelliğini yakalamak istedim; oksitlenme ve korozyonu, zamanın işin bir parçası haline gelmesine izin vermenin bir yolu olarak kullandım.”

Aynalar, Senteski’nin sanat ve tasarım arasındaki belirsiz alana duyduğu sürekli ilgiyi yansıtıyor; işlevsel nesneler, faydanın ötesine geçerek heykelsi ve dışavurumcu formlara dönüşüyor. Yüksek parlaklıkta paslanmaz çelikle çerçevelenen koleksiyon, Brütalist formlar, mimari, ham beton ve yıpranmış malzemeler gibi kentsel çevrenin parçalarından ilham alıyor. Oksitlenme, gümüşleme ve tekrarlanan katmanlama sayesinde yüzeyler yavaş yavaş dönüşüyor. Senteski bu sürecin koşullarını oluşturuyor, ardından malzemelerin nihai işi şekillendirmede aktif bir rol oynamasına izin veriyor.
“Sürecin ortaya çıkması için koşulları ben yaratıyorum ama sonunda malzemenin kendini şekillendirmesine izin veriyorum. Her parçanın kendi formunu bulma biçiminde özel bir şey var. Koleksiyondaki her ayna benzersiz; asla kopyalanamayacak izler taşıyor.” — Boldizar Senteski

Macaristan’da el yapımı olarak üretilen üç aynanın her biri, imzalı ve özgünlük sertifikasına sahip eşsiz bir eser. Koleksiyon yalnızca StudioTwentySeven aracılığıyla satışa sunuluyor; fiyat bilgisi talep üzerine veriliyor.
Tasarımda Yeni Bir Yaklaşım: Çürümenin Estetiği
Senteski’nin çalışmaları, nesne ile yansıma arasındaki değişen sınırı araştırıyor ve izleyicileri her aynayı zaman, süreç ve şans tarafından şekillendirilmiş bir eser olarak karşılamaya davet ediyor. Bu yaklaşım, tasarım dünyasında giderek daha fazla ilgi gören “wabi-sabi” felsefesiyle de örtüşüyor: kusurların, geçiciliğin ve doğal dönüşümün güzelliğini kucaklamak.

Türkiye’den Bir Bakış: Pasın ve Zamanın İzinde
Senteski’nin işleri, Türkiye’de de son yıllarda yükselen bir trendle paralellik gösteriyor. Özellikle İstanbul’da genç tasarımcılar arasında endüstriyel malzemelerin doğal yaşlanma süreçlerini vurgulayan, ham beton, paslı metal ve geri dönüştürülmüş malzemelerle çalışan bir hareket var. Ancak Türkiye’de bu tür işler genellikle dekoratif bir estetikten öteye geçemiyor; Senteski’nin yaptığı gibi süreci tasarımın merkezine koyan, malzemenin kendi kendini şekillendirmesine izin veren yaklaşımlar henüz emekleme aşamasında. Yine de yerel zanaatkarlık ve el işçiliği geleneğiyle birleştiğinde, Türkiye’nin bu alanda özgün bir ses yakalama potansiyeli yüksek.
Kişisel Yorumum
*Senteski’nin Erosion Collection’ı, tasarımın kontrol takıntısına karşı cesur bir duruş sergiliyor. Malzemeye “bırak” demek, hele de mükemmellik takıntılı bir sektörde, zor bir iş. Aynaların paslanmaz çelik çerçeveleriyle ham yüzeyler arasındaki kontrast gerçekten etkileyici; ama itiraf etmeliyim ki, bu tür “çürüme estetiği” işlerinde bazen aynı şeyi tekrar tekrar görüyormuş hissine kapılıyorum. Yine de Senteski’nin her parçanın benzersizliğine yaptığı vurgu ve süreci bir işbirliği olarak görmesi, onu sıradanlıktan ayırıyor. Türkiye’de de benzer bir yaklaşımın, özellikle Anadolu’nun zengin malzeme kültürüyle birleşti
Kaynak: Design Milk | Yayın Tarihi: 21 Ekim 2026










