RIBA Ödüllü Nakshabid Architects: Bangladeş’ten İklim ve Emek Dersi
Mimarlık dünyası her yıl sınırları zorlayan projeleri ödüllendiriyor. Ama bu kez hikaye biraz farklı: RIBA (Kraliyet İngiliz Mimarlar Enstitüsü) Uluslararası Ödülü, Bangladeş’in Dakka kentinde kurulu Nakshabid Architects’in Green Field Factory projesine gitti. Bu, sadece bir binanın değil, bir ülkenin mimarlık birikiminin de tescili anlamına geliyor.
2003 yılında Bayejid Khondoker tarafından kurulan stüdyo, 20 kişilik ekibiyle Bangladeş’in sosyo-ekolojik dokusuna dokunan projelere imza atıyor. Konut bloklarından camilere, müzelerden fabrikalara uzanan portfolyo, mimarlığın sadece estetik değil, aynı zamanda bir yaşam biçimi kurma pratiği olduğunu hatırlatıyor.

Ödülün Ardındaki Felsefe: İklim ve Emek
Green Field Factory, sadece bir halı fabrikası değil; işyeri hiyerarşilerini yıkmayı amaçlayan bir tasarım manifestosu. Yedi katlı binanın cephesi, geleneksel Bengal evinden ilham alan doğal havalandırma ve biyofilik tasarım ilkeleriyle örülmüş. RIBA jürisi, projeyi “pasif tasarım ilkelerine odaklanması ve çalışan refahını önceliklendirmesi” nedeniyle ödüle layık gördü.
Stüdyo, ödülü şöyle yorumluyor:

“Bu ödülü, Bangladeş mimarlığının iklim ve emek onuru konusundaki küresel tartışmalara neler katabileceğinin bir kabulü olarak görüyoruz.”
Bu cümle, aslında mimarlık pratiğinin ne kadar politik olabileceğini de gösteriyor. Nakshabid’in yaklaşımı, her projeyi “ortak bir girişim” olarak ele almak ve tasarım öncesinde kullanıcıları, iklimi ve yerel gelenekleri dinlemek üzerine kurulu. Bu metodoloji, mimarlığın tepeden inmeci değil, katılımcı bir süreç olduğunu vurguluyor.

Öne Çıkan Projeler: Çeşitlilik İçinde Tutarlılık
Green Field Factory, Rangpur (2017)
Halı fabrikası olarak tasarlanan yapı, anıtsal yeşil cephesiyle dikkat çekiyor. Geleneksel Bengal evinden esinlenen doğal havalandırma sistemleri, sıcak iklimde enerji verimliliği sağlarken çalışan konforunu da ön planda tutuyor. Bina, aynı zamanda bir üretim tesisinden çok bir topluluk alanı gibi çalışıyor.
Aman Camii, Narayanganj (2018)
İki kesişen kemer, “görünmez bir kubbe” oluşturarak iç mekanı çerçeveliyor. Betonarme hacim, üçgen deliklerle ışığı filtreleyerek manevi bir atmosfer yaratıyor. Camii, çökük dairesel avlusuyla geleneksel formları çağdaş bir yorumla buluşturuyor.

Shaptak Insignia, Dakka (2021)
Kare açıklıklarla delinmiş beton cephe, ısı kazancını sınırlarken gün ışığını kontrol ediyor. İki bloktan oluşan konut kulesi, yoğun kent dokusunda nefes alan bir yaşam alanı sunuyor.
Bangladeş Askeri Müzesi, Dakka (2022)
Hükümet tarafından sipariş edilen renovasyon, cam jeodezik kubbesiyle dikkat çekiyor. Tarihi bir yapının çağdaş bir eklemlenmeyle yeniden yorumlanması, stüdyonun esneklik ve bağlam duygusunu gösteriyor.

Tasarımın Geleceğine Dair İpuçları
Nakshabid Architects’in projeleri, mimarlığın sadece bina yapmak olmadığını, aynı zamanda iklim krizi, emek hakları ve topluluk oluşturma gibi meselelere değen bir pratik olduğunu hatırlatıyor. Özellikle pasif tasarım ve biyofilik ilkeler, enerji verimliliği ve kullanıcı sağlığı açısından güçlü bir örnek sunuyor. Peki bu neden önemli? Çünkü mimarlık, yerel bağlamdan kopmadan da küresel ölçekte ses getirebilir.
Editörün Yorumu
Nakshabid’in yaklaşımı, Türkiye’deki mimarlık pratiği için de ilham verici. Özellikle iklim kriziyle boğuşan ülkemizde, pasif tasarım ve yerel malzeme kullanımı giderek daha kritik hale geliyor. Ancak dikkat çekici olan, stüdyonun emek hakları ve topluluk katılımını tasarım sürecinin merkezine alması. Türkiye’de son yıllarda artan kentsel dönüşüm projelerinde bu tür bir katılımcı yaklaşımın eksikliği hissediliyor. Nakshabid’in başarısı, mimarların sadece estetik değil, sosyal adalet ve çevresel sorumluluk konularında da aktif rol alması gerektiğini gösteriyor. Gelecekte, benzer projelerin Türkiye’de de yaygınlaşmasını umut ediyorum.
Kaynak: Dezeen | Yayın Tarihi: 25 Ekim 2026

