Ana Sayfa › Haberler › Mimarlık

Sabine Marcelis’in Zürih’teki İlk Müze Sergisi: Işık ve Renk

Sabine Marcelis, Zürih Tasarım Müzesi'ndeki ilk kapsamlı sergisinde ışık ve rengi keşfe çıkıyor. 15 yıllık kariyerine deneysel bir bakış.

· Piyon Haber · Dezeen

Share:

Sabine Marcelis’in Zürih’teki İlk Müze Sergisi: Işık ve Renk

Tasarım dünyasının son 15 yılına damga vuran Sabine Marcelis, nihayet hak ettiği müzeyi buldu. Zürih Tasarım Müzesi’nde (Museum für Gestaltung) açılan “Light and Color” sergisi, Marcelis’in stüdyosunun 15. yılında ona adanan ilk müze sergisi olma özelliğini taşıyor. Rotterdam merkezli Yeni Zelandalı tasarımcı, Eindhoven Tasarım Akademisi’ndeki öğrencilik yıllarından bugünün en çok aranan isimlerinden birine uzanan yolculuğunu bu kez geriye dönük bir arşiv olarak değil, ışık ve rengin olanaklarını kutlayan bir deneyim olarak sunuyor.

“Retrospektif Değil, Bir Keşif”

Sergi, Marcelis’in 2014’te uluslararası üne kavuşmasını sağlayan reçine Candy Cube sehpalarından, ilk aynalarından biri olan Tall Stripe’a kadar son 15 yıla ait 17 kilit parçayı bir araya getiriyor. Ancak tasarımcı, bunun bir retrospektif gibi algılanmasını istemiyor:

Sabine Marcelis’in İlk Müze Sergisi: Işık ve Renk

“Serginin kronolojik bir arşiv gibi hissettirmesini istemedim. Her biri ışık ve renkle farklı bir çalışma biçimini gösteren çeşitli projeler seçmek istedim.”

Marcelis’in bu yaklaşımı, onun tasarım pratiğine ne kadar dinamik ve ileriye dönük baktığını gösteriyor. Sergideki eserler kronolojik değil, renklerine göre düzenlenmiş; tıpkı onun Barcelona Pavyonu için tasarladığı kavisli cam şezlonglarda tercih ettiği yumuşak geçişler gibi birbirine karışıyor.

Sabine Marcelis’in İlk Müze Sergisi: Işık ve Renk

Malzemenin Şiirselliği

Cam, reçine ve taş gibi favori malzemeleri sergi boyunca tekrar ediyor. Özenle yerleştirilmiş spot ışıkları, tasarımcının yıllar süren deneylerle elde ettiği yansıma ve gölge oyunlarını gözler önüne seriyor. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri, Acerbis için tasarladığı Lokum sehpa: Kavisli bir duvar üzerinde üst üste yerleştirilen sehpalar, cam farklı açılardan ve ışık seviyelerinden görüldüğünde ortaya çıkan renk geçişlerini ve su benzeri yansımaları sergiliyor.

Sergide ayrıca Yayoi Kusama’nın Sonsuz Ayna Odaları’nı anımsatan iki mekân ölçeğinde enstalasyon bulunuyor. Bu enstalasyonlar, Marcelis’in viral olan IKEA “donut lambası” ve Mathmos için tasarladığı üç metre yüksekliğindeki Column lav lambasının sonsuz yansımalarını izleyiciye sunuyor.

Sabine Marcelis’in İlk Müze Sergisi: Işık ve Renk

Dijitalden Fiziğe Geçiş

Serginin küratörü Damian Fopp için bu enstalasyonlar Instagram yemi olmaktan çok, izleyicinin bu nesnelerin görsel etkisini ekran yerine gerçek hayatta deneyimlemesini sağlıyor. Fopp, “Eserleri görsel olarak geniş kitlelere yayıldı, ancak hiçbir kurum onları bir bütün olarak ele almamıştı. Bu da konuşmayı çevrimiçinden fiziksel alana taşımayı ilginç kıldı” diyor ve ekliyor: “O sakin, zahmetsiz görünen imgelerin arkasında yatan test, prototip ve üretim sürecini göstermek istedik.”

Sergi için hazırlanan mini belgesel ve kitap, Marcelis’in algıyı büken işlerinin perde arkasını aralıyor. Tasarımcının stüdyosundaki deneme yanılma sürecini, malzemeyle kurduğu ilişkiyi ve “sihir” dediği şeyin aslında ne kadar emek yoğun olduğunu gözler önüne seriyor.

Sabine Marcelis’in İlk Müze Sergisi: Işık ve Renk


Editörün Yorumu

Sabine Marcelis’in işlerini her gördüğümde içimde bir çocukluk heyecanı uyanıyor; ama bu sergi, o heyecanın arkasındaki disiplini de gösterdiği için ayrıca değerli. Özellikle Lokum sehpaların kavisli duvarda yarattığı renk geçişleri, malzemeye duyulan saygının ve sabrın bir kanıtı gibi. Ancak itiraf etmeliyim ki, IKEA donut lambası gibi kitlesel üretim işlerinin sanat bağlamında bu kadar öne çıkarılması, Marcelis’in daha deneysel işlerinin gölgede kalmasına neden olabilir. Türkiye’de de son yıllarda genç tasarımcılar arasında ışık ve malzeme odaklı deneysel yaklaşımlar yükselişte; bu sergi, yerel tasarımcılar için de ilham verici bir referans olabilir. Özellikle kamusal alanlarda ışıkla oynanan projelerde Marcelis’in tekniğinden öğrenecek çok şey var. Sergi, tasarımın dijitalden fiziksele geçişini kutlarken, bizlere de malzemenin sınırlarını zorlama çağrısı yapıyor.

Peki bu neden önemli? Çünkü Marcelis, ışık ve rengi birer tasarım unsuru olarak kullanarak, izleyiciyi pasif bir gözlemciden aktif bir katılımcıya dönüştürüyor. Bu sergi, tasarımın sadece işlevsel değil, aynı zamanda duyusal bir deneyim olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.

Kaynak: Dezeen | Yayın Tarihi: 4 Kasım 2026

Yazar
Piyon Haber
Tüm yazıları gör →

Yazıya Yorum Yapın



Yazıya Gelen Yorumlar 🎊

×