Çelik ve Hanji: Soğuk Savaş Sığınağında Hafıza Gemisi
Seul’ün gri beton dokusunda bir Soğuk Savaş kalıntısı, bugün hafızanın en kırılgan gemisine dönüşüyor. Sanatçı Checksy Choi, Eotieum: The Ply of Longing adlı enstalasyonuyla hafıza, ayrılık ve göç temalarını çelik ve geleneksel Kore kağıdı hanji ile işliyor. Eski bir tank karşıtı bunkerin soğuk duvarları arasında, gözenekli bir yapı olarak yükselen bu iş, izleyiciyi yalnızca bir seyirci değil, aynı zamanda bir katılımcı olmaya davet ediyor.
Kişisel Tarih, Evrensel İzlekler
Projenin kalbinde, sanatçının büyükannesinin Kore Savaşı’ndan kaçış hikayesi yatıyor. Balıkçı teknesiyle Kuzey Kore’den ayrılan büyükanne, serginin tamamlandığını göremeden hayatını kaybetmiş. Choi, bu kişisel kaybı evrensel bir dile dönüştürüyor. Eotieum (엇이음), “yan yana gelme” ya da “bağ kurma” anlamlarına gelen bir kavram olarak, uyumsuzluğu bir eksiklik değil, ilişkilerin varlığını sürdürdüğü bir koşul olarak ele alıyor. Bu bakış açısı, göç ve bölünme gibi travmaları yeniden çerçeveliyor: ayrılık, bir son değil, farklı bir biçimde var olma hali.

“Ayrılık bir kayıp değil, farklı bir ritimle devam eden bağdır.”
Bunkerin Anatomisi: Mekân ve Anlam
Mekân seçimi, işin anlamını adeta kemikleştiriyor. Bunker, askeri darbelere dayanacak şekilde tasarlanmış; beton, demir ve kalın duvarlar… Bu sert ve erkeksi mimari, Choi’nin kırılgan ve geçirgen enstalasyonuyla güçlü bir zıtlık oluşturuyor. Sanatçı, mekânı bir arka plan olarak kullanmak yerine, onun fiziksel özellikleriyle doğrudan çalışıyor. Kapalılık, mesafe ve dayanıklılık, hafızanın kırılganlığıyla bir araya gelerek izleyiciye katmanlı bir deneyim sunuyor.

Eotieum Vessel: Gözenekli Bir Anıt
Serginin ana işi Eotieum Vessel, ilk odayı kaplayan 4,3 metrelik bir yapı. Kaynaklı çelik bir iskeletin üzerine binlerce elle yırtılmış hanji parçası yerleştirilmiş. Bu parçalar, geleneksel Kore ahşap kafeslerinden türetilen Gyeokja (격자) adlı bir desenle bir araya getirilmiş. İşin en çarpıcı özelliği, yüzeyin bilinçli olarak gözenekli bırakılması. Işık süzülüyor, hava geçiyor, nem hissediliyor; izleyicinin hareketi bile yapının dokusunu değiştiriyor. Bunker duvarına vuran gölgeler, sürekli değişen bir kompozisyon oluşturuyor. Bu, sabit bir nesne değil, zamanla nefes alan bir organizma gibi.
Katılımcı Eylemler: Sınırları Aşmak
Sergi, merkezî işin ötesine geçen etkileşimli işlerle genişliyor. Koridordaki You May Pull the Vessel adlı işte, küçük bir hanji teknesi var. Sanatçı, sergi açılışından önce bu tekneyi bizzat çekmiş; şimdi izleyiciler aynı hareketi tekrarlayarak tekneyi koridorda sürüklüyor. Bu eylem, mekânda kalıcı bir iz bırakmıyor; ancak ses, hafıza ve ritüel yoluyla bir anlam birikmesi yaratıyor. İkinci odadaki Net Hug ise çelik bir ızgarayı hem taşıyıcı hem bariyer olarak kullanıyor. Izgaranın üzerindeki hanji ayak izleri, geçmişin izleri gibi dururken; ızgara, ziyaretçilerin karşılıklı durmasını ve birbirini gözetlemesini sağlıyor. Bu, bağın bir engel üzerinden kurulması fikrini güçlendiriyor.

Hafıza ve Malzeme: Çelik ile Hanji Arasında
Choi’nin malzeme seçimi, kavramsal çerçeveyle doğrudan ilişkili. Çelik; savaş, endüstri ve dayanıklılığı çağrıştırırken, hanji; emek, gelenek ve kırılganlığı temsil ediyor. Hanji’nin elle yırtılması, her parçayı benzersiz kılıyor; bu da hafızanın öznel ve parçalı doğasına işaret ediyor. Gözeneklilik, izleyiciyi de işin bir parçası yapıyor; mekânda dolaşan izleyici, gölgeleri ve ışık oyunlarını değiştiriyor. Bu etkileşim, enstalasyonun her an yeniden üretilen bir sürece dönüşmesini sağlıyor.
Peki Bu Neden Önemli?
Bugün küresel ölçekte göç ve sınırlar yeniden çizilirken, Choi’nin işi yalnızca sanatsal bir deneyim değil, aynı zamanda politik bir duruş sunuyor. Hafıza, beton kadar kalıcı değil; ama hanji gibi gözenekli, nefes alan bir yapıya dönüştüğünde, içinde yaşadığımız duvarlara inat varlığını sürdürüyor. Eotieum, ayrılığın bir kayıp değil, farklı bir ritimle devam eden bağ olduğunu hatırlatıyor.
Editörün Yorumu
Checksy Choi, bir Soğuk Savaş sığınağını “hafıza gemisi"ne dönüştürürken, mekâna özgü işlerin en saf hâlini gösteriyor. Türkiye’de de benzer dönüşümler mümkün: İstanbul’un askeri binaları, savaş kalıntıları veya sanayileşme artıkları, bu tür bir hafıza okumasıyla yeniden düşünülebilir. Ancak önemli olan, malzemenin ve mekânın birbirini ezmeden konuşması. Choi’nin çelik iskelet üzerine yerleştirdiği hanji, zıtlıkları bir dengeye dönüştürüyor; gözeneklilik ise izleyiciyi şiddetle içine çekiyor. Türkiye’de çağdaş sanat mekânları artık “beyaz küp"ten çıkıp tarihle hesaplaşan bağlamlara yönelirken, bu tür projeler sektöre ilham verecek türden. Umarım yerel kurumlar da benzer cesur mekân seçimleri yapar.
Kaynak: Designboom | Yayın Tarihi: 1 Ağustos 2026














