Coil + Drift: Işığın İki Yüzü Touch ve Strut
Bir spot ışığının keskin huzmesi bizi sahneye çağırır; gölgeli bir lambanın yumuşak parıltısı ise koltuğa gömülüp nefes almamızı ister. Coil + Drift’in kurucusu John Sorensen-Jolink, yeni Touch ve Strut koleksiyonlarında tam da bu ikiliği masaya yatırıyor: ışığın bir mekânı ve orada yaşayanları nasıl dönüştürdüğünü.
New York’taki Colony’de açılan Lookout sergisinde bir araya gelen iki koleksiyon, bilinçli aydınlatmayı atmosferik parıltıyla yan yana koyuyor. Haley Birt’in fotoğrafladığı işler, ışığın sadece bir aydınlatma aracı değil, bir sahneleme pratiği olduğunu hatırlatıyor.

Sahnede Dans Eden Bir Tasarımcı
Sorensen-Jolink’in çağdaş dansçı geçmişi, bu koleksiyonların görünmez omurgasını oluşturuyor. Dansçı için ışık; odağı yönlendiren, hareketi yakalayan ve atmosferi kuran bir araç. Tasarımcı da bu ilişkiyi kendi atölyesindeki zanaatkâr ekibiyle birlikte heykelsi aydınlatma formlarına dönüştürüyor.
Touch: Spot Işığının Evcilleştirilmesi
Touch, spot ışığını bir ev objesine dönüştürme iddiasında. Sorensen-Jolink’in çocukluğunda bir tiyatro çalışanının yenilediği evde büyümesi, buraya dönüşünün arka planını oluşturuyor: gizli ve ray aydınlatmaların yarattığı, keskin ışık havuzlarıyla dolu loş iç mekânlar.

Tasarımcı, o dönemde bu baskın ve kişiliksiz ışık kaynağına direnmiş olsa da, yıllar sonra spotu elle tutulur bir nesneye çeviriyor. Pirinç veya çelikten üretilen Touch, ayarlanabilir silindirik başlıkları ve ince gövdeleriyle kullanıcıya huzmeyi istediği yöne çevirme imkânı tanıyor. Ahşap detaylar ise dokunsallığı öne çıkarıyor. Sabit kalmak yerine mekâna tepki veren bu ışık, mekanik hassasiyetle insan dokunuşunun yakınlığını dengeliyor.
“Bir ışık havuzunun içindeyken açıksınız, sahne alıyorsunuz. Dışına çıktığınızda ise bir bakıma görünmez olabiliyorsunuz.” — John Sorensen-Jolink

Strut: Evin Sessiz Ritmi
Touch odağı beslerken, Strut evin gündelik ritmini destekleyen sakin bir ambiyans sunuyor. Catskill ve Rocky Dağları’ndaki yangın gözetleme kulelerinin açık ahşap iskeletlerinden ilham alan koleksiyon, bu sessiz faydacılığı ince metal detaylar ve bilinçli negatif alan kullanımıyla ahşap aydınlatmalara taşıyor.
Uzun keten abajurlar, Sorensen-Jolink’in vintage kumaş abajurlu lamba koleksiyonundan izler taşıyor. Yaydıkları ışık, bir kor parıltısını ya da kamp ateşini andıran sarmalayıcı bir sıcaklıkta.

İki Zıt Kutup, Tek Bir Denge
İki koleksiyon birlikte ele alındığında, Sorensen-Jolink’in Catskills’teki stüdyosunu çevreleyen değişken ışığın izlerini taşıyor. Farklı form ve malzemeleriyle Touch ve Strut, odaklı aydınlatmayla yumuşak ambiyans ışığını dengeliyor; güneşin ve gölgenin doğal ritmini eve taşıyor.
Lookout sergisi, 21 Ekim’e kadar New York’taki Colony Gallery’de görülebilir.

Editörün Yorumu
Bu koleksiyonu ilk gördüğümde aklıma hemen İstanbul’daki apartman dairelerinin o tavana gömülü, soğuk beyaz spotları geldi. Touch‘un spotu bir objeye dönüştürüp kullanıcıya “ışığı istediğin yere çevir” demesi, bence Türkiye’de de çok ihtiyaç duyulan bir özgürlük alanı: çoğu evde aydınlatma hâlâ sabit ve karar verilmiş bir şey; kullanıcıya söz hakkı tanımıyor. Oysa ışık, tıpkı bir mobilya gibi, mekânın karakterini belirleyen ve değiştirilebilir bir unsur olmalı.
Sorensen-Jolink’in dansçı geçmişi, tasarımlarına hareket ve ritim katıyor; bu da statik aydınlatma alışkanlıklarımızı sorgulatıyor. Türkiye’de yerel üreticilerin pirinç ve ahşap gibi malzemelerle benzer esnek çözümler geliştirebileceğini düşünüyorum. Özellikle butik otel ve restoran projelerinde bu tür ayarlanabilir ışıklar, mekâna kimlik kazandırabilir. Sektör açısından bakınca, kullanıcı deneyimini merkeze alan aydınlatma tasarımı giderek önem kazanacak; zira insanlar artık sadece aydınlanmak değil, atmosfer yaratmak istiyor. Peki bu neden önemli? Çünkü ışık, bir mekânın ruhunu belirleyen en güçlü araçlardan biri ve onu kontrol edebilmek, tasarımcıya ve kullanıcıya yeni bir ifade alanı açıyor.
Kaynak: Design Milk | Yayın Tarihi: 19 Ekim 2026









