TAKK, MAXXI’de Pembe Tüylü Bir Başkaldırıyla Karşımızda
Roma’daki Zaha Hadid imzalı MAXXI Müzesi, lobisini sanatçılara açarak ziyaretçileri mekana çekme konusunda iddialı bir adım attı. Geçen yıl Nacho Carbonell’in Memory adlı çalışmasıyla başlayan bu girişimin ikinci durağında ise İspanyol mimarlık ofisi TAKK var. Mireia Luzárraga ve Alejandro Muiño’nun kurduğu ofis, Con-Vivere adını verdikleri enstalasyonla hem fantastik bir atmosfer yaratıyor hem de günümüzün en acil meselelerine parmak basıyor.
Süslemeye Feminist Bir Bakış
Enstalasyon, beşik benzeri oval bir karşılama istasyonuyla başlıyor. Işıklarla çevrili bu yapı, adeta çiçeklerle kaplanmış durumda. TAKK, Modernist mimarlığın süslemeyi “gereksiz” ilan etmesine karşı çıkıyor. Luzárraga’ya göre bu tutumun arkasında cinsiyetçi bir önyargı var: “Süsleme toz ve hastalık çeker deniyordu ama asıl neden, süslemenin kadınsı emekle ilişkilendirilmesiydi.” Bu nedenle TAKK, geleneksel olarak “kadın işi” sayılan teknikleri ve mimarlıkta pek görülmeyen renkleri kullanmaktan çekinmiyor.

Hiçbir Şey Yapmama Özgürlüğü
Con-Vivere (birlikte yaşama), adından da anlaşılacağı gibi insanların hem kendi aralarında hem de insan olmayan türlerle nasıl bir arada var olabileceğini sorguluyor. Bunun için altı metre çapında pembe tüylü bir kanepe, ortasında sakinleştirici aromalı dev bir çiçek buketiyle ziyaretçileri “hiçbir şey yapmamaya” davet ediyor. Luzárraga, “Kapitalizmde sürekli üretken olmak zorunda değiliz,” diyor.
“Süsleme toz ve hastalık çeker deniyordu ama asıl neden, süslemenin kadınsı emekle ilişkilendirilmesiydi.” — Mireia Luzárraga

Yenilebilir Bahçe ve Su Parlamentosu
Enstalasyonun bir diğer dikkat çekici öğesi, Akdeniz bitkilerinin yetiştiği kule. Yukarıdan sulanan bu dikey bahçede olgunlaşan sebzeler, altındaki masalarda ziyafete dönüşecek. TAKK’ın “su parlaması” adını verdiği çeşme ise ziyaretçileri jakuzi deneyimine çağırıyor. Tüm bu öğeler, suyun ve doğanın politik bir varlık olarak tanınması gerektiğini vurguluyor. Luzárraga, Venedik Mimarlık Bienali’nde Katalan Pavyonu için yarattıkları Su Parlamentosu’nu hatırlatarak, “Su, insanlara hizmet eden bir kaynak değil, birçok bedenle ilişki içinde karmaşık bir yapı,” diyor.

Editörün Yorumu: TAKK’ın bu enstalasyonu, süslemenin yeniden keşfi ve doğayla uyumlu yaşam fikri açısından cesur ve ilham verici. Özellikle pembe tüylü kanepe ve “hiçbir şey yapmama” vurgusu, günümüzün hiper-üretkenlik takıntısına karşı güzel bir başkaldırı. Ancak bu kadar didaktik bir mesajın eğlenceli bir enstalasyonla verilmesi, bazı izleyiciler için mesajın ciddiyetini gölgeleyebilir. Türkiye’de benzer bir yaklaşım, özellikle İstanbul gibi metropollerde kamusal alanlarda uygulanabilir; örneğin, trafik gürültüsü içinde bir “tembellik adası” yaratmak harika olurdu. Önümüzdeki yıllarda, sürdürülebilirlik ve katılımcı tasarımın birleştiği bu tür enstalasyonların, müzelerin yanı sıra kentsel dönüşüm projelerinde de boy göstereceğini düşünüyorum.



Peki bu neden önemli? Çünkü TAKK, mimarlığın sadece işlevsel değil, aynı zamanda politik ve duygusal bir alan olduğunu hatırlatıyor. Con-Vivere, bize birlikte yaşamanın sadece insanlar arasında değil, doğayla ve hatta nesnelerle de mümkün olduğunu gösteriyor. Belki de en radikal eylem, bir kanepeye uzanıp hiçbir şey yapmamaktır.
Kaynak: Design Milk | Yayın Tarihi: 11 Haziran 2026









