Ana Sayfa Haberler Endüstriyel Tasarım

Banyo Tasarımında Devrim: Duyuların Orkestrası Milan’dan Yükseliyor

Villeroy & Boch ve Ideal Standard, Milan Tasarım Haftası'nda banyo tasarımını duyusal bir sanata dönüştürüyor. Sven Ullrich, çok duyulu mekanların geleceğini "Design Continuum" ile anlatıyor.

· Piyon Haber · Dezeen

Share:

Banyo Bir Sığınak Olabilir mi? Duyusal Tasarımın Yükselişi

Banyo, günlük rutinlerin ötesinde bir sığınak olabilir mi? Sen Piyon olarak biz, tasarımın sadece göze hitap etmediği, tüm duyularımızı harekete geçiren bir deneyime dönüşebileceği fikrini uzun süredir savunuyoruz. İşte Villeroy & Boch ve Ideal Standard, Milan Tasarım Haftası’nda sundukları “Design Continuum” sergisiyle, bu felsefeyi banyo tasarımına taşıyarak adeta bir devrime imza atıyor. Geleneksel banyo tasarımları genellikle statik formlar ve görsel estetik üzerine odaklanırken, günümüz tasarım dünyasında mekanların sadece göze hitap etmesi yetmiyor; tüm duyularımızı harekete geçiren, bütünsel deneyimler sunması gerektiği anlayışı giderek güçleniyor. Bu büyüleyici dönüşümün öncülerinden Villeroy & Boch ve Ideal Standard, banyo mekanlarını adeta birer sanat eserine dönüştürüyor.

Nesneden Ruh Haline: “Design Continuum” ile Mekan Deneyimi

Villeroy & Boch Grubu Ürün ve Pazarlamadan Sorumlu Başkan Yardımcısı Sven Ullrich, Dezeen’e verdiği video röportajda, banyo tasarımının sadece nesnelerden ibaret olmaktan çıkıp, mekanların nasıl deneyimlendiğine odaklanması gerektiğini güçlü bir şekilde vurguladı. “Design Continuum” sergisi, tam da bu felsefeyle yola çıkarak, ürünleri izole bir şekilde sunmak yerine, atmosfer, etkileşim ve algıya odaklanan, birbiriyle bağlantılı ortamlar dizisi olarak tasarlandı. Ullrich, “Bu, saf formdan çok, malzemeler, renkler ve dokularla ilgili. Ama aynı zamanda insanların enstalasyon içindeki etkileşimiyle de ilgili,” diyerek serginin ana fikrini ustalıkla özetledi.

Elastique tasarım ajansıyla iş birliği içinde hayata geçirilen “Design Continuum”, beş farklı odada, projeksiyon, ses, doku ve kokuyu bir araya getirdi. Mekanlar, görsel ve işitsel olarak üst üste binecek şekilde tasarlandı; böylece ziyaretçiler net bir şekilde ayrılmış bölgelerden geçmek yerine, aynı anda birden fazla ortamı deneyimleyebildiler. Ullrich, bunu sabit bakış açılarından uzaklaşarak, hareket ve etkileşimle şekillenen daha akışkan bir mekan anlayışına doğru bilinçli bir adım olarak tanımladı. Bu yaklaşım, sadece görsel bir şölen sunmakla kalmıyor, aynı zamanda kullanıcıyı tasarımın aktif bir parçası haline getiriyor.

Mekanı Orkestralamak: Duyusal Mimariye Derin Bir Bakış

Sven Ullrich, sürükleyici tasarımın sadece görsel forma dayanmak yerine, birden fazla duyuyu harekete geçirmesi gerektiğini özellikle vurguladı. “Etrafta yürürken diğer enstalasyonların sesini ve etkileşimini duyuyorsunuz,” dedi. “Bir enstalasyona odaklanırken bile, her zaman diğerinden bir ipucu alıyorsunuz.” Bu süreklilik fikri, sergi boyunca kendini göstererek, tasarımın bireysel nesnelerle değil, insanların bir mekanı bir bütün olarak nasıl deneyimlediği ve ona nasıl tepki verdiğiyle tanımlandığını öne sürdü. Kurulum genelinde görsel öğeler, ses, koku ve dokunsallık ile birleştirilerek katmanlı duyusal deneyimler yaratıldı ve banyo alanları adeta birer yaşam sahnesine dönüştürüldü.

Etkileşim ve Katılım: Ziyaretçinin Rolü Yeniden Tanımlanıyor

Sergideki enstalasyonlar, ziyaretçiyi pasif bir gözlemciden aktif bir katılımcıya dönüştürmeyi amaçladı. Örneğin, geri dönüştürülmüş seramikten yapılmış 3D baskılı bir lavabo, ince kum salan bir silo ile eşleştirilmişti. Kumun salınımı, atık malzemenin yeni ürünlere dönüşümünü görselleştiren projeksiyon haritalamasını (yüzeylere görüntü yansıtarak görsel illüzyonlar yaratma tekniği) tetikliyordu. Başka bir bölümde ise, nervürlü lavabolar ziyaretçiler tarafından döndürülebiliyor, bu da yansıtılan renklerin ve desenlerin buna tepki olarak değişmesine neden oluyordu. Bu tür etkileşimler, ziyaretçinin hareketleriyle çevreyi şekillendirmesine olanak tanıdı ve her anı kişiselleştirilmiş bir deneyime dönüştürdü.

Ullrich’in de belirttiği gibi:

“Sürükleyici bir enstalasyon olduğunu söylediğimizde, her zaman birden fazla duyuyu harekete geçirmesi gerekir.”

Malzemenin Fısıltısı, Sesin Yankısı: Duyusal Katmanlar

Ses, her bir alanı tanımlamada önemli bir rol oynadı; özel olarak tasarlanmış ses manzaraları, farklı atmosferler yaratmak ve sergi boyunca hareketi yönlendirmek için kullanıldı. Diğer alanlar ise bu duyusal yaklaşımı koku ve dokunsallık (dokunma hissi) aracılığıyla genişletti. Kokulu ortamlar ve dokulu seramik yüzeyler, algıyı artırmak ve Ullrich’in “duyulara çekicilik” olarak tanımladığı hissi yaratmak üzere titizlikle tasarlandı.

Seramiğin Hafızası, Geleceğin Vizyonu: Villeroy & Boch’un Mirası

Serginin temelini, Villeroy & Boch ve Ideal Standard’ın paylaştığı zengin seramik mirası oluşturdu. Malzemenin geleneksel bir ürün sunumu yerine, yenilikçi ve deneyim odaklı bir yaklaşımla ele alınması, markaların sadece geçmişlerine değil, geleceğe yönelik vizyonlarına ne denli bağlı olduklarını gözler önüne serdi.

Peki, Bu Neden Önemli?

“Design Continuum” sergisi, banyo tasarımına dair algımızı kökten değiştirme potansiyeli taşıyor. Tasarımcılar için bu, sadece fonksiyonel mekanlar yaratmanın ötesine geçerek, insan ruhuna dokunan, hikaye anlatan ve duyguları harekete geçiren alanlar tasarlama fırsatı anlamına geliyor. Sen Piyon olarak biz, bu tür multiduyusal yaklaşımların, geleceğin yaşam alanlarının şekillenmesinde kritik bir rol oynayacağına inanıyor ve her tasarımcıyı bu deneyim odaklı felsefeyi kendi projelerine entegre etmeye davet ediyoruz. Tasarım artık sadece görmek değil, hissetmekle ilgili. Geleceğin banyoları, birer estetik obje olmaktan çıkıp, kişisel birer kaçış noktası haline gelecek.

Kaynak: Dezeen | Yayın Tarihi: 8 Mayıs 2026

Yazar
Piyon Haber
Tüm yazıları gör →

Yazıya Yorum Yapın



Yazıya Gelen Yorumlar 🎊

×