Tasarımın İnsani Yönü: ROOM’un Yeni Söyleşi Serisi
Tasarım dünyasında en çok özlenen şey nedir bilir misiniz? Samimiyet. O filtresiz, hazırlıksız, içten gelen anlar… İşte ROOM’un Designers on Design serisi tam da bu boşluğu dolduruyor. ICFF 2025’te başlattıkları bu video platformu, tasarımcıları bir araya getirip süreç, ilham, teknoloji ve yapılı çevrenin geleceği üzerine doğaçlama sohbetlere davet ediyor.
Üçüncü Bölüm: New York’un İki Yüzü
Serinin üçüncü bölümünde, Morris Adjmi Architects’in İç Mekanlar Direktörü Becca Roderick ile Gensler’in Direktör ve Ortağı Laurent Lisimachio buluşuyor. Çekimler bu bahar, Morris Adjmi Architects’in Brooklyn DUMBO’daki çok amaçlı gelişimi Front & York’ta yapılmış. İkili, New York’un kaotik sokaklarından aldıkları ilhamı, teknolojinin dönüştürücü gücünü ve tasarımın evrilen rolünü konuşuyor.

“Hiç kimse bir tasarımcıyı, bir başka tasarımcı kadar iyi anlayamaz.” – ROOM
Bu felsefe, bölüm boyunca kendini hissettiriyor. Sohbet, New York üzerine sıradan bir muhabbet gibi başlayıp derinlere iniyor: yaratıcılık, mentorluk ve tasarım pratiğinde duygusal bağ.

İlhamın Peşinde: Sokaklardan Stüdyoya
Her iki tasarımcı da ilhamın nadiren hazır bir şekilde geldiğini vurguluyor. 20 yılı aşkın süre önce Paris’ten New York’a taşınan Lisimachio, güzelliği gösterişte değil, şehrin pürüzlü yüzeyinde buluyor: altyapının üzerinde dans eden ışık desenleri, metroda yakalanan katmanlı dokular, beklenmedik kentsel çarpışmalar. Roderick de New York’u bitmeyen bir ilham kaynağı olarak görüyor; metroda bir yabancının renk kombinasyonunun bile yeni bir tasarım yönüne kapı aralayabileceğini söylüyor.
Metodoloji: Esneklik ve Dinleme
İkili, katı stil formüllerini reddedip müşteriye, mekana ve kültüre göre şekillenen bağlamsal yaklaşımları benimsiyor. Roderick, Morris Adjmi Architects’in felsefesini “uymakla öne çıkmak” olarak tanımlarken, Lisimachio sürecini dikkatli dinleme üzerine kuruyor: sadece müşterinin açıkça istediklerini değil, satır aralarında saklı kalan o sessiz fikirleri de duymak.

Bölümün en güçlü anlarından biri, yaratıcı anlaşmazlıklardan doğuyor. Gensler’deki bir ofis içi tartışma – kırmızı mermer ile lacivert tekstilin birlikteliği – üzerinden üretken çatışma ve tasarım kararlarını savunmanın önemi tartışılıyor. Ayrıca, uyarlanabilir yeniden kullanım ve mimari kısıtlamaları bir engel değil, bir icat fırsatı olarak görüyorlar.
Teknoloji ve Duygu Dengesi
Yapay zeka (YZ) kaçınılmaz olarak gündeme geliyor, ancak ne Roderick ne de Lisimachio korkuyla yaklaşıyor. YZ’yi verimliliği artıran, tasarımcıları duygusal bağa daha fazla odaklanmaya özgür kılan bir araç olarak konumlandırıyorlar. Bu, sektörün teknolojiyi kucaklarken insani yönünü kaybetmemesi gerektiğine dair güçlü bir mesaj.

Editörün Yorumu: Bu seri, tasarım medyasının genellikle atladığı bir şeyi başarıyor: tasarımcıları kaideye koymadan, onların kırılganlıklarını ve belirsizliklerini de göstermek. Roderick ve Lisimachio’nun YZ’ye yaklaşımı özellikle değerli; çünkü çoğu zaman teknoloji ya bir kurtarıcı ya da bir tehdit olarak sunuluyor, oysa asıl mesele onu nasıl kullandığımız. Türkiye’de de benzer bir yaklaşım görmek isterim: özellikle genç tasarımcıların, YZ’yi bir rakip değil, yaratıcı sürecin bir parçası olarak benimsemesi gerekiyor. Bu trend önümüzdeki yıllarda, tasarım eğitiminde de daha fazla yer bulacak; dinleme ve bağlamsal düşünme becerileri, teknik yetkinliklerin önüne geçecek.
Kaynak: Design Milk | Yayın Tarihi: 23 Mayıs 2026