Ana Sayfa Haberler Endüstriyel Tasarım

Teresa van Dongen: Canlı Sistemlerle Tasarımın Geleceği

Teresa van Dongen, biyoloji ve tasarımı birleştirerek canlı sistemlerle çalışan nesneler yaratıyor. Ekolojik dengeyi merkeze alan bu yaklaşım, tasarımın geleceğine dair ipuçları veriyor.

· Piyon Haber · Designboom

Share:

Teresa van Dongen: Canlı Sistemlerle Tasarımın Geleceği

Geçtiğimiz yüzyılda tasarım, dünyayla ilişkisini kökten değiştirdi. Eskiden bir nesne – mesela bir gaz lambası – büyük ölçüde kendi başına çalışmak zorundaydı. Ancak elektriğin gelmesiyle birlikte nesneler, fiziksel sınırlarının çok ötesine uzanan görünmez ağlara bağımlı hale geldi. Bir lamba artık sadece bir lamba değil; bir elektrik şebekesine, santrallere, kablolara, bakım işçilerine, politikaya, madenciliğe ve yüzlerce kilometre uzaktaki manzaralara bağlı.

Çoğumuz için, özellikle de temel altyapının güvenilir olduğu toplumlarda, bu sistemler o kadar sorunsuz çalışıyor ki gözden kayboluyorlar. Elektriği, sanki düğmeye basmakla üretiliyormuş gibi, anında ulaşılabilir bir şey olarak deneyimleme eğilimindeyiz. Stüdyomda ışığı yaktığımda, sanki ışığı kendim üretiyormuşum gibi geliyor. Peki gerçekten öyle mi? Bir yerlerde kömür yakılıyor, rüzgar hasat ediliyor, kablolar bakımdan geçiyor, piyasalar dalgalanıyor ve ekosistemler etkileniyor. Oysa ben sadece anahtarın tatmin edici tık sesini duyuyorum. Basit bir nesne gibi görünen şey, aslında devasa bir ilişkiler ağının, gündelik hayatımızı sessizce sürdüren karmaşık bir bağımlılıklar sisteminin parçası.

Teresa van Dongen: Tasarımı Canlı Sistemlerle Yeniden Düşünmek

Biyolojiden Tasarıma: Ekolojik Bir Bakış

Eindhoven Tasarım Akademisi’ne başlamadan önce Amsterdam Üniversitesi’nde iki yıl biyoloji okudum. Ekoloji bana dünyayı ayrı parçalardan oluşan bir koleksiyon olarak değil, bir ilişkiler ağı olarak görmeyi öğretti. Ayrıca büyümenin asla tek yönlü bir yörünge olmadığını da öğretti. Doğal ekosistemler denge ve dengeye dayanır. Bolluk dönemleri büyümeye yol açar ve her zaman kıtlık, rekabet ve avlanma gibi sistemi tekrar dengeye getiren kısıtlamalar izler.

“Genç bir tasarımcı olarak, biyolojik süreçlerle işbirliği yapan, onları sadece sömürmeyen nesneler tasarlamanın mümkün olup olmadığını merak ettim.”

Teresa van Dongen: Tasarımı Canlı Sistemlerle Yeniden Düşünmek

Bu soru ilk olarak sessiz bir ‘fişten çekme’ arzusu olarak ortaya çıktı. İçinde neredeyse romantik, sezgisel bir şey vardı. O zamanlar, sürekli genişleyen insan yapımı altyapılardan çıkıp etrafımda zaten gelişmekte olan canlı süreçlere yaklaşma girişimi gibiydi. Geriye baktığımda, sistemlerin dışına çıkma yönündeki bu erken arzuyu hala hissediyorum, ancak bu dürtünün, hayattaki her şeyin derinden birbirine bağlı olduğuna dair erken bir farkındalık olduğunu da anlıyorum.

Ambio: Ahtapot Derisinden Işık

İlk ‘fişsiz tasarımım’ Ambio (2014), bir ahtapotun derisinden yetiştirilen biyolüminesan – ışık saçan – bakteriler kullanan bir ışık enstalasyonuydu. Ambio’yu büyük ölçüde kişisel bir keşif olarak yaptım, bu yüzden projenin müzelerden, küratörlerden ve medyadan uluslararası ilgi görmeye başlaması benim için büyük bir sürpriz oldu. Geriye baktığımda, insanların Ambio’dan etkilenmesinin nedeninin, onun biyolojik bir ışık kaynağı olması ve bize doğayla kurduğumuz ilişkiyi yeniden düşündürtmesi olduğunu düşünüyorum.

Teresa van Dongen: Tasarımı Canlı Sistemlerle Yeniden Düşünmek

Tasarımın Geleceği: Canlı Sistemlerle İşbirliği

Teresa van Dongen’in çalışması, tasarımın sadece estetik veya işlevsellikle sınırlı olmadığını, ekolojik bir sorumluluk taşıdığını gösteriyor. Onun yaklaşımı, tasarımcıları doğayı bir kaynak olarak görmekten çıkarıp bir işbirlikçi olarak görmeye davet ediyor. Bu, özellikle iklim krizi ve kaynak kıtlığı çağında, tasarımın geleceği için umut verici bir yol haritası sunuyor.


Teresa van Dongen: Tasarımı Canlı Sistemlerle Yeniden Düşünmek

Tasarım artık sadece biçim vermek değil; bir ekosistemin parçası olmak demek. Teresa van Dongen, bize bu sorumluluğu hatırlatıyor.

Editörün Yorumu

Teresa van Dongen’in çalışması, endüstriyel tasarımın sürdürülebilirlikle dansında yeni bir perde açıyor. Ancak bu yaklaşımın Türkiye’deki karşılığına baktığımda, hâlâ malzeme odaklı ve üretim odaklı bir anlayışın hakim olduğunu görüyorum. Oysa canlı sistemlerle işbirliği, sadece bir trend değil; kaynakların tükendiği bir dünyada tasarımın varoluşsal bir dönüşümü. Van Dongen’in ‘fişten çekme’ arzusu, bize şebekeye bağımlı olmayan, kendi kendine yeten sistemlerin mümkün olduğunu gösteriyor. Bu, özellikle enerji krizleriyle boğuşan ülkemiz için ilham verici bir model olabilir. Tasarımcılarımızın, biyoloji ve ekoloji bilgisiyle donanmış bir şekilde bu alana yönelmesi, sektörümüzü küresel rekabette bir adım öne taşıyacaktır. Peki bu neden önemli? Çünkü tasarımın geleceği, doğayla savaşmakta değil, onunla birlikte yaşamakta saklı.

Kaynak: Designboom | Yayın Tarihi: 7 Temmuz 2026

Yazar
Piyon Haber
Tüm yazıları gör →

Yazıya Yorum Yapın



Yazıya Gelen Yorumlar 🎊

×