V&A’da Veri Merkezi Temizlikçisi Olun: Playfool’un ‘The Server’ı
Londra’daki V&A Müzesi, Emerging Designer Commission kapsamında sanat-tasarım ikilisi Playfool’un (Daniel Coppen ve Saki Maruyama) yeni interaktif enstalasyonu The Server‘a ev sahipliği yapıyor. 18 Ekim 2026’ya kadar görülebilecek eser, ziyaretçileri bir veri merkezi temizlikçisi rolüne sokarak dijital altyapının sürdürülmesinde hayati rol oynayan ancak genellikle göz ardı edilen emeği gündeme getiriyor. Peki, hiç düşündünüz mü: Veri merkezleri ne kadar otomatik olursa olsun, temizlik neden hâlâ insan eliyle yapılıyor?
Oyunlaştırılmış Bir Temizlik Ritüeli
Enstalasyonun merkezinde, heykelsi bir sunucu ve gerçek bir veri merkezi elektrikli süpürgesi yer alıyor. Ziyaretçiler, bu süpürgeyi oyun kumandası olarak kullanarak sunucu heykelindeki “dijital tozu” temizliyor. Playfool, bu basit görünen eylemi oyunlaştırarak, veri merkezlerinin yüksek otomasyonuna rağmen temizliğin hâlâ manuel bir görev olduğunu ve bu emeğin çoğu zaman görünmez kaldığını vurguluyor.

“Veri merkezleri ne kadar otomatik olursa olsun, temizlik hâlâ insan eliyle yapılan ve operasyonun sürekliliği için hayati bir iş.” — Playfool
Müze Koleksiyonları ve Dijital Altyapı Arasında Paralellik
Proje, veri merkezi bakımı ile müze koleksiyonlarının korunması arasında güçlü bir paralellik kuruyor. Tıpkı müze objelerinin yaratıldıktan sonra da sürekli bakım gerektirmesi gibi, dijital altyapı da düzenli temizlik ve bakım olmadan ayakta kalamıyor. The Server, bu benzerliği oyun yoluyla görünür kılarak, ziyaretçileri teknolojik ilerlemenin ardındaki fiziksel emeği ve insan-makine-çevre ilişkisini düşünmeye davet ediyor.

Mierle Laderman Ukeles’ten İlham
Enstalasyon, Mierle Laderman Ukeles’in 1960’lardan itibaren geliştirdiği “bakım sanatı” pratiğine gönderme yapıyor. Ukeles, temizlik, bakım ve onarım gibi gündelik işleri sanatın konusu haline getirerek, bu işlerin sürekli ve tekrarlayan doğasına dikkat çekmişti. Playfool, bu mirası dijital çağa taşıyarak, temizliği değişen koşullara göre şekillenen bir süreç olarak çerçeveliyor.
Tasarımın Türkiye Bağlamı ve Gelecek Öngörüsü
The Server, sadece bir oyun ya da enstalasyon değil; aynı zamanda dijitalleşmenin görünmez maliyetlerine dair güçlü bir eleştiri. Türkiye’de de benzer bir yaklaşımı, özellikle İstanbul’daki veri merkezleri ve teknoparklarda görmek mümkün olabilir. Ancak ne yazık ki ülkemizde bu tür altyapısal emeği sanatla buluşturan projeler hâlâ oldukça sınırlı. Oysa veri merkezleri, bulut bilişim ve yapay zekâ çağında her zamankinden daha fazla görünmez emekle ayakta duruyor. Bu trendin önümüzdeki yıllarda daha da yaygınlaşacağını, hatta bienallerin ve tasarım haftalarının ana teması haline geleceğini düşünüyorum. Playfool’un işi, tasarımcılara “görünmeyeni görünür kılma” konusunda ilham verici bir örnek. Keşke Türkiye’deki kurumlar da genç tasarımcıları bu tür deneysel ve eleştirel projeler için desteklese.

Editörün Yorumu: Açıkçası bu projeyi ilk gördüğümde hem çok sevindim hem de biraz buruldum. Sevinç, çünkü tasarımın sadece estetik değil, aynı zamanda politik ve emek odaklı bir mesele olduğunu hatırlatıyor. Burukluk ise ülkemizde hâlâ “temizlik” gibi görünen işlerin sanat ve tasarım dünyasında yeterince temsil edilmemesi. V&A gibi kurumların genç tasarımcılara verdiği bu tür komisyonlar, Türkiye’de de olsa keşke. Belki de önümüzdeki yıllarda yerel yönetimler ve üniversiteler bu konuda öncü olur.
Kaynak: Designboom | Yayın Tarihi: 10 Ekim 2026



