Zihninde Görmeyen Tasarımcı: 24 Yaşında Kendi Uzay Gemisini İnşa Etti
Tasarım dünyasında görselleştirme yeteneği neredeyse bir ön koşul gibi kabul edilir. Peki ya bu yeteneğe sahip değilseniz? Amsterdamlı 24 yaşındaki multidisipliner sanatçı Abel van Oirschot’un hikayesi, bu soruya çarpıcı bir yanıt veriyor: “Zihninde görmesen de ellerinle inşa edebilirsin.”
Van Oirschot, afantazi hastası. Yani zihninin gözü sürekli karanlık. Hiçbir görüntü canlandıramıyor, görsel hafızası yok, bir yüzü, bir odayı veya bir rengi fiziksel olarak uygulamadan önce hayal edemiyor. Buna rağmen 2025’te tamamladığı “Birch” projesi, bir uzay gemisinin iç mekanını birebir ölçekte, kendi ev garajında ahşap, karton, köpük ve geri dönüştürülmüş elektronik parçalarla inşa ettiğini gösteriyor.

Sekizgen Bir Yolculuk
Projenin yapım aşamaları net bir şekilde belgelenmiş: Önce çıplak ahşap iskelet, tüm açısal geometrisi ve birleşim noktalarıyla ortaya çıkıyor. Sekizgen form, daha ilk aşamada bile tanınabilir durumda. Ardından MDF paneller yerleştiriliyor, her bir faset duvara uygun şekilde kesilip takılıyor, ortasına dairesel bir lomboz oyuluyor. Sonra detay çalışmaları başlıyor: Elle çizilmiş panel çizgileri basınçlı bölmeleri ima ediyor, küçük armatürler ve donanımlar uzaktan enstrüman paneli gibi okunacak şekilde yüzeye presleniyor. Tümü beyaza boyanmış, tekdüze ve takıntılı bir şekilde, tahta ve kartonun altı tamamen kaybolana kadar.
“Beyaz seçimi tesadüfi değil. Bitmiş iç mekan, temizlenmiş bir belleğin kalitesine sahip; bir zamanlar hayat barındıran, şimdi sadece onun izlerini taşıyan bir alan.”

Soğuk Geometri ve Sıcak Anılar
Projeyi sıradan bir maket olmaktan çıkaran şey, van Oirschot’un tasarıma yerleştirdiği kişisel detaylar. Bir duvar panosunda fotoğraflar ve çıkartmalar, bir gençlik ruh halini yansıtıyor: fotoğraf kabini şeritleri, bir Glossier çıkartması, bilet koçanları, yüzeylere serpiştirilmiş altın yıldız konfeti. Köşede Amy Bloom’un “In Love” kitabı duruyor. Yanında sarı bir iPod nano. Lomboza yaslanmış soluk mavi bir elektro gitar.
Bunlar geleneksel anlamda sahne dekoru değil. Daha çok eşya gibi hissediliyor; birinin net bir varış noktası olmayan çok uzun bir yolculuğa getirdiği şeyler. Soğuk geometri ile bu kişisel nesnelerin sıcaklığı arasındaki gerilim, tasarımın en ilginç işini yaptığı yer. Van Oirschot, bunun gerçek bir uzay gemisi olduğuna sizi ikna etmeye çalışmıyor. Sizi, yine de bir tane inşa eden birinin hissiyatıyla oturmaya ve neden buna ihtiyaç duymuş olabileceğini sorgulamaya davet ediyor.

1960’ların Estetiğine Saygı
Projedeki 1960’lar etkisi her kararda kendini gösteriyor: Lomboz, panel oranları, yuvarlak kapak detayı, Tom’s Vintage Shop’tan ödünç alınan vintage masa lambası ve krom objeler… Tümü, Dünya’dan ayrılma fikrinin hem teknolojik bir gerçeklik hem de kültürel bir saplantı olduğu o dönemin Uzay Çağı estetiğine gönderme yapıyor. Van Oirschot bu dili ödünç alıyor ve sonra sessizce karmaşıklaştırıyor. Onun astronotu zaferle bir yere fırlatılmıyor; hiç ayrılmamış bir uzay gemisinin zemininde oturuyor, elinde gitar, içinde yaşanmış bir hayatın küçük kanıtlarıyla çevrili.

Editörün Yorumu
Bu proje beni gerçekten etkiledi. Afantazi gibi bir engelin, aslında bir tasarımcının hayal gücünü nasıl farklı bir kanala yönlendirebileceğini gösteriyor. Van Oirschot, görselleştirme olmadan da dokunsal ve mekansal düşünmenin mümkün olduğunu kanıtlıyor. Türkiye’deki iç mimarlık öğrencileri için bu, sınırlamaların yaratıcılığı nasıl besleyebileceğine dair güçlü bir örnek. Keşke bizde de bu tür deneysel projeler daha fazla desteklense. Tasarım eğitiminde “görmek” kadar “hissetmek” ve “yapmak” da önemli; bu proje bunu hatırlatıyor.
Kaynak: Yanko Design | Yayın Tarihi: 3 Temmuz 2026


