#Iç-Mimarlık Etiketi

Bu etikete sahip 21 yazı bulundu

Barselona’da Gizli Kapılı Retro Kokteyl Barı: Focacha

Barselona’da Gizli Kapılı Retro Kokteyl Barı: Focacha

Piyon Haber |

Barselona’da Gizli Kapılı Retro Kokteyl Barı: Focacha

Barselona’nın Carrer Tuset sokağında, sıradan bir foccaceria vitrininin arkasında bambaşka bir dünya saklanıyor. Tasarımcı Isern Serra’nın imzasını taşıyan Focacha, 1960’ların ve 70’lerin “gauche divine” entelektüel karşı kültürüne ve efsanevi Bocaccio kulübünün kurucusu Oriol Regàs’a programatik bir saygı duruşu niteliğinde. Ama bu mekânı asıl özel kılan, kapısından içeri adım attığınız anda zaman algınızın tamamen değişmesi.

Buzdolabı Kapısından Geçiş: Bir Ritüel Olarak Giriş

Pichy Glass tarafından tasarlanan geleneksel foccaceria vitrininin ardında, müşterileri çalışan bir buzdolabı kapısı karşılıyor. Bu basit ama zekice detay, mekânı bir speakeasy’den çok daha fazlası yapıyor: gündelik yemek kültüründen, kurgusal bir geleceğe geçiş ritüeli. İç mimarlıkta bu tür “eşik deneyimi” tasarımları son yıllarda giderek önem kazanıyor; zira mekânın hikâyesi, ilk temasta başlıyor.

Kanada’nın Sarp Kıyısında Modernist Bir Ev

Kanada’nın Sarp Kıyısında Modernist Bir Ev

Piyon Haber |

Kanada’nın Sarp Kıyısında Modernist Bir Ev

Batı Yakası modernizmi, mimarlık ile doğa arasındaki sınırları bulanıklaştıran kendine has bir tada sahip. Bu tarz en çok Kaliforniya’yla, özellikle Pacific Palisades’le anılsa da, British Columbia’da da büyük beğeni görüyor. Victoria, B.C.‘de BoForm mimarlık firmasının tasarladığı ve iç mekanlarını Bidgood’un üstlendiği bir ev, Kaliforniya modernizminin en iyi yönlerini, sarp ve doğayla iç içe konumuna uyarlayarak yansıtıyor.

Denizle Diyalog Kuran Üç Kat

Salish Denizi’ne ve ABD ana karasına bakan 400 metrekarelik ev, yamaç boyunca kademelenen üç kattan oluşuyor. Çevredeki geniş cam yüzeylerle dışarıyı içeri taşımak ne kadar önemliyse, iç mekanlara çağdaş bir orta yüzyıl modernizmi yorumu katmak da o kadar önemliydi.

Essen’de Kütüphane Artık Bir ‘Yaşam Odası’

Essen’de Kütüphane Artık Bir ‘Yaşam Odası’

Piyon Haber |

Essen’de Kütüphane Artık Bir ‘Yaşam Odası’

Hollandalı mimarlık stüdyosu MVRDV, Alman Meyer Architekten ile birlikte Essen şehir merkezindeki eski bir departman mağazasını 11.000 metrekarelik bir kamusal kütüphaneye dönüştürdü. Kennedyplatz’daki Boeckerhaus binasının altı katına yayılan Essen Merkez Kütüphanesi, geçtiğimiz cumartesi kapılarını halka açtı. Ama burada mesele sadece kitapları yeni bir binaya taşımak değil; MVRDV’nin deyimiyle “canlı bir kültürel ve eğitimsel merkez” yaratmak.

Kitap Deposundan Kamusal Oturma Odasına

Projenin çıkış noktası, sosyolog Ray Oldenburg’un “üçüncü mekânlar” teorisi. Yani ev, okul ve iş dışında kalan, ücretsiz ve gayri resmi sosyal ortamlar. MVRDV ortağı Fokke Moerel, kütüphanenin bu rolü üstlenmesini şöyle açıklıyor:

Mandarin Oriental’ın Yeni Yüzü: Wang’ın Sömürgeci Konak Yorumu

Mandarin Oriental’ın Yeni Yüzü: Wang’ın Sömürgeci Konak Yorumu

Piyon Haber |

Mandarin Oriental’ın Yeni Yüzü: Wang’ın Sömürgeci Konak Yorumu

Hong Kong’un ikonik oteli Mandarin Oriental The Landmark, Joyce Wang Studio’nun ikinci kez yenilemesiyle adeta yeniden doğdu. İlk tasarımının üzerinden on yıldan fazla bir süre geçtikten sonra stüdyo, otelin 109 odası ve süitini, malikane girişini, spa alanını ve eski MO Bar’ı kapsayan kapsamlı bir renovasyona imza attı. Bu kez odak noktası, otelin Hong Kong ile olan bağını daha güçlü bir şekilde vurgulamak.

40 m² Madrid Dairesi: Granit, Sıva ve Çelikle Ferahlık

40 m² Madrid Dairesi: Granit, Sıva ve Çelikle Ferahlık

Piyon Haber |

Madrid’de 40 m² Daire: Granit, Sıva ve Çelikle Yeniden Doğuş

Madrid’in Palacio semtinde, OROCO Studio imzasıyla hayata geçirilen RS19 projesi, 40 metrekarelik bir dairenin yenilenmesini konu alıyor. İlk ev olarak tasarlanan bu proje, sınırlı bir alanda günlük yaşamı sürdürürken mekânsal cömertlik hissi yaratmanın peşinde. Tasarım, mevcut yerleşimi yeniden düşünerek mekânlar arasında daha akışkan bir ilişki kuruyor; süreklilik, işlevsellik ve derinlik algısını önceliklendiriyor. Bölmelerle veya dekoratif jestlerle dolu bir yaklaşım yerine, “azla çok yapma” ilkesiyle mimarinin ve malzeme niteliklerinin iç mekânın karakterini tanımlamasına izin veriyor.

Monos’un Vancouver Ofisi: Ev Sıcaklığında Yeni Nesil Çalışma Alanı

Monos’un Vancouver Ofisi: Ev Sıcaklığında Yeni Nesil Çalışma Alanı

Piyon Haber |

Monos’un Vancouver Ofisi: Ev Sıcaklığında Yeni Nesil Çalışma Alanı

Kanadalı iç mimarlık stüdyosu Ste Marie, valiz markası Monos‘un Vancouver’daki merkezini, sadeliği ve gün içinde değişen ruh halini vurgulayacak şekilde tasarladı. Mount Pleasant semtinde yer alan ofis, markanın bugüne kadarki gelişimini yansıtırken gelecekteki büyümesine de alan açıyor. Peki, bir ofis nasıl olur da hem profesyonel hem de ev gibi sıcak hissedebilir? İşte bu sorunun cevabı, Ste Marie’nin tasarımında saklı.

Esnek ve Açık Uçlu Bir Tasarım

Ste Marie’ye verilen brief oldukça açık uçlu: “ne olabileceğini hâlâ keşfeden” bir şirket için esnek bir çerçeve oluşturmak. Stüdyo, mekânı bir konut projesi gibi ele alarak üç iç içe geçen bölgeye ayırmış. Daha önce Monos’un Toronto mağazasının iç mekânını da tasarlayan ekip, bu deneyimi ofise taşımış.

Napa Vadisi Paris’le Buluştu: Charlotte’ta Şarap Tutkunu Bistro

Napa Vadisi Paris’le Buluştu: Charlotte’ta Şarap Tutkunu Bistro

Piyon Haber |

Napa Vadisi Paris’le Buluştu: Charlotte’ta Şarap Tutkunu Bistro

ABD’nin güneydoğusunda hızla büyüyen şehirlerden Charlotte, Kuzey Karolina’da sıradan bir restoran yeni bir sayfa açtı. FictionWorks imzalı Napa Bistro and Wine Bar Stonecrest, 1976 Paris Şarap Tadımı’ndan ilham alarak Fransız bistro estetiği ile Napa Vadisi çiftlik evinin sakin cazibesini aynı çatı altında buluşturuyor. Pablo Enriquez’in fotoğrafladığı mekân, tasarım dünyasında “iki dünyanın zarif buluşması” olarak yankı buldu.

Sıradan Bir Mekândan Katmanlı Bir Deneyime

FictionWorks’ün kurucu ortakları Andrea De Camps ve Olivia King, tasarımın çıkış noktasını şöyle özetliyor: “Amaç, hafta içi rahat bir akşam yemeği için yeterince samimi, ama güzel bir yemek ve şişe şarap eşliğinde kutlama yapmak isteyenlerin aradığı o özel duyguyu da veren bir restoran yaratmaktı.” Bu denge, mekânın her köşesinde hissediliyor.

Lele Hotel: Dağın Dokusuna Karışan İç Mimarlık

Lele Hotel: Dağın Dokusuna Karışan İç Mimarlık

Piyon Haber |

Lele Hotel: Dağın Dokusuna Karışan İç Mimarlık

Ermenistan’ın Vayots Dzor bölgesinde konumlanan Lele Hotel, mimarlık dünyasında sıkça rastladığımız ‘manzaraya hükmetme’ yaklaşımının tam karşısında duruyor. The Lab Evn imzası taşıyan proje, dağlık arazinin karakterine ve topografyasına doğrudan bir yanıt olarak kurgulanmış. Tasarım, peyzaja ayrı bir nesne yerleştirmek yerine, malzeme, oran ve mevcut eğimle kurduğu ilişki üzerinden araziyle süreklilik arıyor.

Araziyle Süreklilik Fikri

Lele Hotel’in tasarımını okurken ilk dikkatimi çeken şey, binanın adeta dağın bir uzantısı gibi düşünülmüş olması. Proje metninde de vurgulandığı gibi, tasarım ‘peyzaja ayrı bir mimari nesne dayatmaktan’ kaçınıyor. Bu, günümüzde giderek popülerleşen ama çoğu zaman yüzeysel kalan ‘doğayla bütünleşme’ söyleminin ötesine geçen bir tutum.

İskeleler Kalıcı Olabilir mi? Geçici Yapıların Uzun Ömrü

İskeleler Kalıcı Olabilir mi? Geçici Yapıların Uzun Ömrü

Piyon Haber |

İskeleler Kalıcı Olabilir mi? Geçici Yapıların Uzun Ömrü

Mimarlığın en tanıdık geçici yapılarından biri iskelelerdir. Binanın inşaat, bakım ve tadilat süreçlerine eşlik eder, işi bitince ortadan kaybolur. Ama bu görünürdeki geçicilik, aslında başka bir kalıcılığı gizler. ArchDaily’de Jonathan Yeung’un kaleme aldığı yazı, iskeleyi bir iç mimarlık meselesi olarak yeniden düşünmeye çağırıyor: malzemenin kendisi değil, her kurulumun süresi geçicidir.

Geçiciliğin Ardındaki Kalıcılık

İskele sistemleri sökülüp takılmak, taşınmak ve yeniden kullanılmak üzere tasarlanır. Standart bileşenler, tekrar tekrar elleçlenmeye ve değişen saha koşullarına dayanacak kadar sağlamdır. Yani iskeleyi “geçici” yapan şey, çeliğin ya da alüminyumun ömrü değil; her seferinde ne kadar süreyle kurulduğudur. Bu ayrım, tasarımcı için kritik bir zihinsel sıçrama noktası.

Antik Taş Ocağından Doğan Lüks: Amoh Resort

Antik Taş Ocağından Doğan Lüks: Amoh Resort

Piyon Haber |

Antik Taş Ocağından Doğan Lüks: Amoh Resort

Rodos’un Lindos Akropolü’ne yüzyıllar boyunca kireç taşı sağlayan tarihi bir ocak, şimdi yerini çağdaş bir tatil köyüne bırakıyor. Amoh, a Luxury Collection Resort, Londra merkezli Studio Lost’un iç mimarlık imzasıyla, bölgenin taş mirasını ve zanaat geleneğini modern konforla harmanlıyor. Christos Drazos’un fotoğraflarıyla belgelenen proje, malzeme odaklı tasarımın otelcilikte nasıl güçlü bir kimlik aracına dönüşebileceğini gösteriyor.

Taşın Hafızası: Malzeme Paleti

Amoh’un tasarımını şekillendiren en güçlü unsur, arazinin taş çıkarma geçmişi. Anıtsal oymalar, monolitik sütunlar, cilalı lavabolar ve mermer mobilyalar, bölgenin taş işçiliği geleneğine gönderme yapıyor. Studio Lost’un kurucusu Constantina Tsoutsikou, taşın “kalıcılık ve zamansızlık hissi vererek Antik Yunan mirasını ve zanaatını başka hiçbir malzemenin anlatamayacağı şekilde anlattığını” vurguluyor.

Los Altos Hills’te Doğayla Örülü Ev: Hommeboys’un Sıcak Dokunuşu

Los Altos Hills’te Doğayla Örülü Ev: Hommeboys’un Sıcak Dokunuşu

Piyon Haber |

Los Altos Hills’te Doğayla Örülü Ev: Hommeboys’un Sıcak Dokunuşu

Kaliforniya’nın yarı kırsal, ama bir o kadar da teknoloji elitine ev sahipliği yapan Los Altos Hills… Yoğun ormanlar, yuvarlanan tepeler ve panoramik manzaralar… Silikon Vadisi’ne kısa bir yolculuk mesafesindeki bu bölge, aslında bir tür mahremiyet vahası. İşte tam bu atmosferde, Sonoma merkezli Hommeboys Interiors, teknoloji sektöründe çalışan genç bir çift ve çocukları için 6.000 metrekarelik bir evi baştan aşağı yeniden yorumladı. Fotoğraflar: Adam Potts.

Paris’te Tiyatro Ruhu: Vincent Darré’den Le Magnifique

Paris’te Tiyatro Ruhu: Vincent Darré’den Le Magnifique

Piyon Haber |

Paris’te Tiyatro Ruhu: Vincent Darré’den Le Magnifique

Paris’in 14. bölgesinde, Rue de la Gaîté üzerinde yer alan Hôtel Le Magnifique, Fransız tasarımcı Vincent Darré’nin teatral hayal gücüyle yeniden doğdu. Bir zamanlar Les Mille Colonnes adlı ünlü tiyatroya ev sahipliği yapan tarihi bina, artık el yapımı freskler, mitolojik göndermeler ve sürprizlerle dolu bir konaklama deneyimine dönüşmüş durumda. Montparnasse’nin kabareleri, tiyatroları ve sanatçı çevreleriyle özdeşleşen bu sokak, Darré’nin elinde fantastik bir sahneye çıkıyor.

Selanik’te Peace + Chaos: Monokrom ve Kaosun İç Mimari Dansı

Selanik’te Peace + Chaos: Monokrom ve Kaosun İç Mimari Dansı

Piyon Haber |

Selanik’te Peace + Chaos: Monokrom ve Kaosun İç Mimari Dansı

Yunanistan’ın Selanik kentinde, moda markası Peace + Chaos’un amiral gemisi butiği, markanın yaratıcı ikiliğini fiziksel bir mekâna dönüştürüyor. Saint of Athens ve tasarımcı Manos Kypritidis imzalı iç mekân, monokrom minimalizm ile canlı desenleri ve yüksek enerjili malzemeleri karşı karşıya getirerek modanın içsel dengesini – dinginlik ve bozulma arasındaki gerilimi – yansıtıyor.

İki Zıt Deneyim Alanı: Peace ve Chaos

Butik, birbirine zıt iki deneyimsel bölgeye ayrılmış durumda. ‘Peace’ (barış) bölgeleri; yumuşak nötr paletler, doğal malzemeler, temiz çizgisel geometri, negatif alan ve dağınık aydınlatma ile yaratıcılığın kökenini temsil eden bir berraklık atmosferi kuruyor. Buna karşılık ‘Chaos’ (kaos) bölgeleri, sahne arkası ortamlarından ve moda döngüsünün yoğunluğundan ilham alarak yüksek kontrastlı renk paletleri, katmanlı dokular, beklenmedik malzeme karşıtlıkları, parçalanmış geometriler ve dinamik aydınlatma tasarımı kullanıyor.

Ebony ve Jet’in Kayıp İç Mekanları: 820 South Michigan’ın Tasarım Mirası

Ebony ve Jet’in Kayıp İç Mekanları: 820 South Michigan’ın Tasarım Mirası

Piyon Haber |

Ebony ve Jet’in Kayıp İç Mekanları: 820 South Michigan’ın Tasarım Mirası

Yirminci yüzyılın en etkili siyahi medya kuruluşu Johnson Publishing Company, Ebony ve Jet dergileriyle milyonlara ulaşırken, 1972’de tamamlanan Chicago’daki genel merkezi bu kültürel varlığa somut bir kimlik kazandırdı. 820 South Michigan Avenue’daki bina, sadece bir ofis değil, bir dönemin tasarım manifestosuydu. Fotoğrafçı Barbara Karant, 2012’de terk edilen bu yapıyı 2013’ten 2018’e kadar belgeleyerek, 1970’lerin göz alıcı iç mekanlarını ölümsüzleştirdi. MW Editions’tan çıkan 820 Ebony/Jet: Visions of the Johnson Publishing Company, an American Icon adlı monografi, bu mirası koruma altına alıyor.

MLS’in Yeni Merkezi: Ofis mi, Stadyum mu?

MLS’in Yeni Merkezi: Ofis mi, Stadyum mu?

Piyon Haber |

MLS’in Yeni Merkezi: Ofis mi, Stadyum mu?

Major League Soccer (MLS), 30. yıl dönümünde Manhattan’daki yeni genel merkezini açtı. TPG Architecture tarafından tasarlanan 126.000 metrekarelik mekan, sıradan bir ofis olmanın çok ötesinde; adeta bir stadyum atmosferi yaratıyor. Futbolun gerilim ve rahatlama döngüsünü ofis yaşamına taşıyan bu proje, kurumsal kimlik ile spor tutkusunu aynı potada eritiyor.

Stadyum Deneyimi Ofise Taşınıyor

MLS çalışanları için işe gidiş yolu, oyuncuların sahaya çıkış tünelini andırıyor. Fıçı şeklindeki bu tünel, kaleci ağını hatırlatan özel bir örgüyle kaplanmış. Asansör lobisinde renk değiştiren ışıklar ve tavana monte LED ekranlar, ziyaretçi kulüpler, partnerler ve sponsorlar için programlanabiliyor. TPG Architecture, bu tasarımı yaparken lig komiseri, eski oyuncular, antrenörler ve uzun süredir çalışanlarla fikir alışverişinde bulunmuş. Her grubun farklı vurgusu olsa da (tarih, sporcular veya taraftar bağı), ortak nokta stadyumun bu parçaları birleştiren yer olması.

Bogota’da Sanat ve Tasarımın Buluştuğu Penthouse

Bogota’da Sanat ve Tasarımın Buluştuğu Penthouse

Piyon Haber |

Bogota’da Sanat ve Tasarımın Buluştuğu Penthouse

Veronica Mishaan, tasarım dünyasına sanatla başladı. Annesi Susana Mishaan de Millán’ın Bogota ve Cartagena’daki başarılı tasarım kariyeri, ona ilham verdi. Mishaan, “Farklı stillerimiz var ama bana özgüven, katmanlama ve oranlar konusunda çok şey öğretti” diyor. Tufts Üniversitesi’nde nicel ekonomi ve uluslararası ilişkiler okuduktan sonra ressam olmak isteyen Mishaan, babasının yönlendirmesiyle annesinin iç mimarlık pratiğine yardım etmeye başladı. “İç mimarlığın başka bir sanat formu olduğunu fark ettim” diyen Mishaan, “Altı ay sürecek sandığım iş 16 yıla dönüştü” diye ekliyor.

Batı Vancouver’da Ağaçların Arasında Süzülen Ev

Batı Vancouver’da Ağaçların Arasında Süzülen Ev

Piyon Haber |

Batı Vancouver’da Ağaçların Arasında Süzülen Ev

Batı Vancouver’ın okyanus kıyısındaki tarihi bir arazide, 7.000 metrekarelik bir Batı Yakası modern evinin bu kadar kusursuz bir şekilde yerleşebileceğini düşünmezsiniz. Ancak Openspace Architecture, ahşap, beton ve camdan oluşan ultra-minimal malzeme paletiyle projenin sadece çevredeki doğayı yansıtmasını değil, aynı zamanda ağaçların arasında süzülüyormuş gibi görünmesini sağladı. Fotoğraflar: Ema Peter

Müşterinin Vizyonu ve Mimari Zorluklar

Openspace Architecture’ın kıdemli ortağı Eric Pettit’e göre, artık çocukları evden ayrılmış ve sonsuza dek yaşayacakları evlerini arayan müşterilerin güçlü bir vizyonu vardı. Modern minimalist bir estetiğe bağlıydılar ve bu estetiğin çevresiyle bütünleşirken aynı zamanda ondan keskin bir şekilde ayrılmasını istiyorlardı. Ancak bu tasarım hedefleri, son derece ince ve kompakt yapısal sistemlerin Kanada ikliminin zorlu sismik gereksinimleri ve yüksek performanslı cephe talepleriyle uzlaştırılmasında daha da büyük zorluklar yarattı.

Paris’in Efsane Oteli Costes’e Liaigre İmzalı Lüks Spa

Paris’in Efsane Oteli Costes’e Liaigre İmzalı Lüks Spa

Piyon Haber |

Paris’in Efsane Oteli Costes’e Liaigre İmzalı Lüks Spa

Paris’in en seçkin otellerinden Hôtel Costes, 1995’te Jean-Louis ve Gilbert Costes kardeşler tarafından açıldığında, tasarım dünyasında çığır açmıştı. O dönem henüz tanınmayan Philippe Starck’in imzasını taşıyan efsanevi barıyla başlayan hikaye, Jacques Garcia’nın Rue Saint-Honoré’deki etkileyici iç mekan tasarımıyla devam etti. Yıllar içinde otel, Castiglione Sokağı’nda yeni bir kanat kazanarak genişledi. Şimdi ise bu kanadın tasarımını üstlenen Liaigre, otelin zemin katındaki spa kompleksini yeniden yorumlayarak lüks konaklama deneyimine yeni bir boyut kazandırdı.

Folkets Hus: Markelius Mirasına Saygılı Restorasyon

Folkets Hus: Markelius Mirasına Saygılı Restorasyon

Piyon Haber |

Folkets Hus: Markelius Mirasına Saygılı Restorasyon

Stockholm’ün kalbinde, 20. yüzyılın en önemli İsveçli mimarlarından Sven Markelius’un imzasını taşıyan Folkets Hus (Halk Evi), DinellJohansson ekibinin dokunuşuyla yeniden hayat buldu. İç mimarlık yarışmasını kazanan ekip, binanın ruhunu koruyarak çağdaş bir yorum getirmeyi başardı. Peki, tarihi bir yapıya saygılı bir şekilde nasıl müdahale edilir? İşte cevabı…

Tarihi Dokuya Hassas Müdahale

Folkets Hus, orijinal olarak Kockum Luttinger Söderström tarafından tasarlanmış, ancak Sven Markelius’un 1950’lerdeki eklemeleriyle bugünkü kimliğine kavuşmuş bir yapı. DinellJohansson, restorasyon ve iç mekan yenileme projesinde “hafif adımlarla” ilerlemeyi tercih etmiş. Bu yaklaşım, Markelius’un karakteristik detaylarını korurken, mekanın günümüz ihtiyaçlarına cevap vermesini sağlıyor.

SOBO: Sesin Mimariye Dönüştüğü Dinleme Restoranı

SOBO: Sesin Mimariye Dönüştüğü Dinleme Restoranı

Piyon Haber |

SOBO: Sesin Mimariye Dönüştüğü Dinleme Restoranı

Paris’in hareketli sokaklarında, 80 metrekarelik bir mekân, yalnızca yemek yenen bir yer değil; aynı zamanda bir dinleme deneyimi sunuyor. Studio Louis Morgan ve iç mimar Louis Aspar imzalı SOBO, bitki bazlı mutfağı, müziği ve akustik tasarımı bir araya getirerek çok duyulu bir misafirperverlik anlayışı inşa ediyor. Japon ryokanlarının mahremiyetinden ve dinleme kafelerinin samimi atmosferinden ilham alan proje, meşe paneller, özel üretim doğramalar, vintage mobilyalar ve kontrollü aydınlatmayla sıcak bir iç mekân yaratıyor.

Diğer Etiketler