#Mimari Etiketi

Bu etikete sahip 103 yazı bulundu

Edinburgh’da Mews Evleri: Kısıtlı Alanlara Işık ve Akılcı Bir Çözüm

Edinburgh’da Mews Evleri: Kısıtlı Alanlara Işık ve Akılcı Bir Çözüm

Piyon Haber |

Pend Studio’dan Edinburgh’a İlham Veren Kentsel Dönüşüm: Canon Mews

Edinburgh’un labirent gibi sokaklarında, gözden kaçmış, unutulmuş bir köşeyi hayal edin. İşte tam da bu noktada, mimarlık stüdyosu Pend, ilk geliştirme projesi olan Canon Mews ile kentsel dokuya yeniden hayat veriyor. Yerel müteahhit Gloss Projects ile iş birliği içinde, kompakt bir kahverengi saha (daha önce sanayi veya ticari amaçla kullanılmış, yeniden geliştirilmeye uygun arazi) modern, ışıkla dolup taşan ve mahremiyeti ön planda tutan iki mews evine dönüştü. Bu dönüşüm, mütevazı kentsel parsellerin bile akıllı ve kalite odaklı bir yaklaşımla nasıl maksimum potansiyele ulaşabileceğinin çarpıcı bir kanıtı.

Denimin Yükselişi: Purple Brand Stüdyosu Vancouver’ın Kalbinde

Denimin Yükselişi: Purple Brand Stüdyosu Vancouver’ın Kalbinde

Piyon Haber |

Denimin Yükselişi: Purple Brand Stüdyosu Vancouver’ın Kalbinde

Vancouver’ın sanayi kalbinde atıl duran bir depo, denim tutkunlarının gözdesi Purple Brand için yeniden hayat buldu. Scott & Scott Architects’in 1973 yapımı 1300 metrekarelik bu yapıyı dönüştürdüğü operasyon stüdyosu, sadece bir mimari başarı değil, endüstriyel mirasın modern moda estetiğiyle nasıl dans edebileceğinin de güçlü bir kanıtı. Hazır olun, çünkü bu dönüşüm, ilham veren detaylarla dolu!

Zamanın Dokusu: Eski Deponun Yeniden Doğuşu

Bir sanayi yapısını çağdaş bir yaratım ve çalışma alanına dönüştürmek, mimarlardan teknik bilgiyle birlikte derin bir estetik kavrayış bekler. 1973’ten miras bu depo, zamanın yıpratıcı etkisini taşısa da, yüksek tavanları, geniş açıklıkları ve eşsiz karakteriyle ham bir potansiyel sunuyordu. Scott & Scott Architects ekibi, işte bu potansiyeli ele alarak, Purple Brand’in dinamik ruhunu ve estetik vizyonunu mekana başarıyla işledi.

Zamanın Mimarisi: Altın ve Meteorit Saatlerde Mauron Musy

Zamanın Mimarisi: Altın ve Meteorit Saatlerde Mauron Musy

Piyon Haber |

Zamanın Mimarisi: Altın ve Meteoritin Dansı

Watches and Wonders’ın ışıltılı podyumunda adeta zamanı durduran bir şölenle karşılaştık. Mauron Musy ve Arturo Tedeschi’nin, MU05-106 ARCHITECT ile başlayan mimari yolculukları, şimdi iki yeni ve büyüleyici evrimle devam ediyor. Tasarım dünyasında çığır açan “Architect” serisi, radikal inovasyonu ve olağanüstü mühendisliği, teknik saatçiliğin sınırlarını zorlayan bir tavizsizlikle birleştiriyor. Bu serinin son bölümünde, zaten ileri düzeyde olan jeneratif modelleme (generative modeling), yapay zeka ve sofistike üretim teknikleri; altın ve meteorit gibi istisnai malzemelerle buluşarak, tasarıma bambaşka bir derinlik katıyor. Karşınızda zamanın ötesinden gelen iki yeni başyapıt: Architect of Golden Cosmos MU05-109 ve Architect of Golden Oasis MU05-110.

Savunmacı Tasarımın Kökleri: Venedik’ten Zamansız Bir Ders

Savunmacı Tasarımın Kökleri: Venedik’ten Zamansız Bir Ders

Piyon Haber |

Bir şehri gezerken hiç fark etmeden, mimarinin bize fısıldadığı kuralları takip ederiz. Peki ya bu fısıltılar, istenmeyen davranışları nazikçe yönlendirmek, hatta engellemek için tasarlanmışsa? Milyonlarca insanın bir arada yaşadığı kentler, karmaşık sosyal dinamiklere sahip canlı organizmalardır. Bu dinamikler içinde, kamusal alanların düzeni ve kullanımı her zaman bir tasarım meydan okuması olmuştur. “Savunmacı kent tasarımı” veya “düşmanca mimari” olarak adlandırılan yaklaşımlar, belirli davranışları teşvik etmek veya engellemek amacıyla mekanların bilinçli olarak şekillendirilmesini ifade eder. Genellikle evsizlerin yatmasını engellemek için banklara eklenen çıkıntılarla anılsa da, bu tasarım felsefesi çok daha geniş bir spektrumda uygulanmaktadır. Kent yaşamının getirdiği zorluklardan biri de, toplumsal normlara uymayan ve kamusal düzeni bozan davranışlardır. Özellikle kamusal alanlarda idrar yapma, hem hijyen hem de estetik açıdan şehirler için ciddi bir meydan okumadır. Peki, bu tür sorunlara karşı şehirler tarih boyunca nasıl bir yol izlemiştir ve tasarım bize ne gibi dersler sunar?

Parametrisizm: Mimaride Geleceğin Kodları ve Algoritmik Dans

Parametrisizm: Mimaride Geleceğin Kodları ve Algoritmik Dans

Piyon Haber |

Parametrisizm: Mimaride Geleceğin Kodları ve Algoritmik Dans

Mimaride, tıpkı müzikteki gibi, her dönem kendi ritmini ve armonilerini arar. Goethe’nin mimariyi ‘donmuş müzik’ olarak tanımlaması, bu sanatsal ifadenin ne denli dinamik olabileceğine işaret eder. Bugün ise teknolojiyle beslenen, 21. yüzyılın mimari dilini yeniden tanımlayan ve geleneksel kalıplara meydan okuyan iddialı bir akım yükselişte: Parametrisizm.

Dezeen’in yeni serisi kapsamında, bu tartışmalı ve karmaşık teoriye kapsamlı bir giriş yapan Owen Hopkins, bizleri bu iddialı mimari dilin derinliklerine davet ediyor.

Sibiu’nun Gözleri: Transilvanya Evlerinin İşlevden Estetiğe Yükselişi

Sibiu’nun Gözleri: Transilvanya Evlerinin İşlevden Estetiğe Yükselişi

Piyon Haber |

Sibiu’nun Gözleri: Transilvanya Evlerinin İşlevden Estetiğe Yükselişi

New York “Asla Uyumayan Şehir” olarak bilinirken, Transilvanya’nın kalbindeki Sibiu, bambaşka bir unvanla anılır: “Evlerin Uyumadığı Şehir”. Bu etkileyici lakap, şehrin kendine özgü mimarisi sayesinde ortaya çıkmıştır, zira evlerin dik çatılarında yer alan ‘göz benzeri’ pencereler, her an sizi izliyormuş gibi bir his uyandırır. Adeta şehrin sakinleri kadar, yapıları da canlı birer varlık gibidir.

Bir Şehrin Yüzü: Sibiu Gözlerinin Ortaya Çıkışı

Ortaçağ Avrupa’sının en iyi korunmuş şehirlerinden biri olan Sibiu, tarihi dokusu ve büyüleyici atmosferiyle ziyaretçilerini geçmişe götürür. Ancak şehri gerçekten eşsiz kılan, geleneksel Rumen mimarisinin Venedik etkisiyle harmanlanmış, bu ikonik ‘gözlü evler’idir. Yerel dilde “Sibiu Gözleri” olarak bilinen bu çatı pencereleri, şehre özgün bir kimlik kazandırmıştır. Sanki her evin gizli bir bekçisi, sessiz bir tanığı vardır ve bunlar sadece birer mimari detaydan çok daha fazlasıdır; şehrin ruhunu yansıtan yaşayan ifadelerdir.

IKEA’nın Mobilya Müzesi: Cobe’yle Geçmişten Geleceğe Tasarım

IKEA’nın Mobilya Müzesi: Cobe’yle Geçmişten Geleceğe Tasarım

Piyon Haber |

Älmhult’ta Bir Depo Uyanıyor: Cobe’yle Tasarımın Yeni Yüzü

Älmhult’ta bir depo, yakında tasarımın kalbi olacak! Mobilya devi IKEA, Danimarkalı stüdyo Cobe’nin dehasıyla eski bir yapıyı, Mobilya Çalışmaları Müzesi’ne dönüştürüyor. Stockholm’den Älmhult’a taşınan bu müze, IKEA’nın genel merkezine komşu yeni yuvasında, hem mobilya tarihine ışık tutacak hem de geleceğin tasarım diline ilham verecek.

Bu yalnızca bir müze değil; aynı zamanda mobilya tasarımının evrimini sergileyen, yenilikçi yaklaşımları bir araya getiren ve tasarımcılara etkileşimli bir öğrenme ortamı sunan canlı bir platform. Bu proje, tarihin derinliklerinden güncel trendlere uzanan bir köprü kurarak, sektöre yeni bir soluk getirecek.

Wingårdh’ın Cesur İmzası: Açık İniş Boruları Neden İlham Veriyor?

Wingårdh’ın Cesur İmzası: Açık İniş Boruları Neden İlham Veriyor?

Piyon Haber |

Bazen bir yapı elemanı, sadece işlevselliği değil, aynı zamanda derin bir tasarım felsefesini de içinde barındırır. İsveçli mimar Gert Wingårdh’ın 2000 yılında tasarladığı “Kvarnhuset” (Değirmen Evi) adlı küçük tatil evindeki alışılmadık, yanları açık iniş boruları da tam olarak bu etkiyi yaratıyor. İskandinav mimarisinin sade çizgileri ve doğal malzemeleriyle bilinen minimalist estetiğine rağmen, bu radikal tercih, gelenekselin sınırlarını zorlayarak mimari dünyasında yıllar sonra bile yankı bulmaya devam ediyor.

Kvarnhuset: Bir İniş Borusu Nasıl Tasarım Nesnesi Olur?

Gert Wingårdh, Kvarnhuset’i tasarlarken, çoğu zaman göz ardı edilen sıradan bir yapı elemanını, yani iniş borusunu, beklenmedik bir estetik ve fonksiyonel ifadeye kavuşturdu. Binanın dış cephesini sarmalayan bu dikey oluklar, tek bir tarafı açık bırakılmış, adeta yatay bir çatı oluğunun dikey montajı gibi duruyor. Wingårdh’ın bu kararı neden aldığına dair resmi bir açıklama bulunmaması, projenin mimari yayınlarda dahi bu detaya özel bir vurgu yapılmaması, tasarımın arkasındaki niyete dair bir gizem perdesi yaratıyor ve bizleri bu cesur seçimin nedenlerini kendi kendimize sorgulamaya itiyor. Bir tasarımcı için, böylesi bir “sessizlik”, detayların kendiliğinden konuşmasına izin veren güçlü bir ifade biçimi olabilir. Belki de Wingårdh, bu detayın sadece görsel bir etki yaratmasını değil, aynı zamanda kullanıcıların suyun akışını, hareketini ve sesini daha yakından deneyimlemesini istemiştir.

Milano’nun Kalbinde Modernizm Yeniden Atıyor: Corso Italia 23

Milano’nun Kalbinde Modernizm Yeniden Atıyor: Corso Italia 23

Piyon Haber |

Milano’nun Modernist Kalbi Yeniden Atıyor: Corso Italia 23

Milano, sadece moda ve tasarımın değil, aynı zamanda mimari tarihin de nabzının attığı bir şehir. Kentin ışıltılı silüetinde, 1960’ların önemli bir modernist yapısı olan Corso Italia 23, küresel mimarlık stüdyosu SOM’un (Skidmore, Owings & Merrill) elinde adeta yeniden hayat buluyor. İtalyan mimarlar Gio Ponti ve Piero Portaluppi tarafından tasarlanan bu ikonik yapının özgün ruhunu koruyarak günümüzün ihtiyaçlarına uyarlayan proje, ‘yeniden işlevlendirme’ (adaptive reuse) kavramına yeni bir soluk getiriyor. Modern standartlarla uyumlu hale getirilen yapı, 46.500 metrekarelik devasa bir alana yayılarak, kapalı ve içe dönük bir bloktan “gözenekli bir kentsel kampüse” dönüşüyor.

Lake Flato: Teksas’ta Sanat ve Mirası Kucaklayan Galeri Tasarımı

Lake Flato: Teksas’ta Sanat ve Mirası Kucaklayan Galeri Tasarımı

Piyon Haber |

Bir Kasabanın Kalbinde Sanat ve Mirasın Buluşması

Kimi zaman bir kasabanın ruhu, zarif bir mimari dokunuşla yeniden canlanır. Lake Flato Architects, Teksas’ın Marble Falls kasabasında hayat bulan “Arthouse” projesiyle tam da bunu başardı. Austin dışındaki bu “dolgu galeri” (iki bina arasına inşa edilmiş) alanı, stüdyonun ‘sakin malzeme paleti, dikkatlice ölçeklendirilmiş kütle ve basit formlar’ anlayışının kusursuz bir yansıması. 25 Nisan’da kapılarını açan Marble Falls Arthouse, 383 metrekarelik (4.119 fit kare) alana yayılan, Mickey ve Jeanne Klein’ın zengin koleksiyonunu yerel halkla samimi ama etkileyici bir mekanda buluşturuyor.

Pantheon’un Saklı Geçitleri: STARTT ile Antik Roma’ya Yolculuk

Pantheon’un Saklı Geçitleri: STARTT ile Antik Roma’ya Yolculuk

Piyon Haber |

Roma Pantheon’un Gizemli Geçitleri: STARTT’nin Çağdaş Dokunuşu

Roma’nın kalbindeki görkemli Pantheon, artık sadece antik çağın bir tanığı değil, aynı zamanda gizemli geçitlerini modern dünyaya aralayan bir zaman kapsülü. İtalyan mimarlık stüdyosu STARTT (Studio of Architecture and Territorial Transformations) tarafından gerçekleştirilen çarpıcı bir müdahale sayesinde, binlerce yıllık tarihin ve Roma mühendisliğinin dehasının saklı katmanları nihayet gün yüzüne çıkıyor. Bu proje, dünyaca tanınan ikonik anıtın, daha önce hiç erişilememiş arkeolojik bölgelerine benzersiz bir yolculuk vaat ediyor.

Osaka’da Bir Vaha: Jonoya ve Mahremiyetin Işık Dansı

Osaka’da Bir Vaha: Jonoya ve Mahremiyetin Işık Dansı

Piyon Haber |

Jonoya: Osaka’nın Kalbinde Saklı Bir Mimari Vaha

Her yapı, kamusal alan ile kişisel mahremiyet arasındaki karmaşık dansın bir yansımasıdır. Göstermeyi seçtiklerimizle iç dünyamızda sakladıklarımız arasındaki bu etkileşim, bir yapının ruhunu ve amacını şekillendirir. Japonya’nın hareketli şehri Osaka’nın dar sokaklarında, sokak seviyesindeki yoğunluk genellikle kamunun ilgi odağıyken, Masakazu Tsujibayashi’nin imzasını taşıyan Jonoya Evi, bu kentsel dokunun ortasında bambaşka bir dünya sunuyor. Dışarıdan yalın görünen bu yapı, içinde barındırdığı derinlik ve incelikle mimari anlayışa yeni bir soluk getiriyor; adeta gizemli ve zengin bir iç dünya yaratarak saklı bir vaha gibi yükseliyor.

Snøhetta ve USM’den Milano’ya Nefes Veren Bulut Deneyimi

Snøhetta ve USM’den Milano’ya Nefes Veren Bulut Deneyimi

Piyon Haber |

Snøhetta ve USM’den Milano’ya Nefes Veren Bulut Deneyimi

Tasarım dünyasının kalbinin attığı Milano Tasarım Haftası, her yıl olduğu gibi bu sene de ezber bozan ve ruhu besleyen projelere ev sahipliği yapıyor. Bu yılın en dikkat çekici deneyimlerinden biri, global mimarlık ofisi Snøhetta, zamansız mobilya markası USM ve sanatçı Annabelle Schneider’ın iş birliğinden doğan, adeta yaşayan bir bulutu andıran “Renaissance of the Real” (Gerçekliğin Rönesansı) enstalasyonu. Dijital çağın baş döndürücü hızına ustaca bir mola sunan bu çok katmanlı deneyim, ziyaretçilerini duyusal bir keşfe davet ediyor; huzur ve derin bir bağ arayan modern insana çağdaş bir yanıt fısıldıyor.

Milano Tasarım Haftası: Audi ve ZHA’dan Geleceğe Açılan ‘Origin’

Milano Tasarım Haftası: Audi ve ZHA’dan Geleceğe Açılan ‘Origin’

Piyon Haber |

Milano Tasarım Haftası: Audi ve ZHA’dan Geleceğe Açılan ‘Origin’

Milano Tasarım Haftası, her zaman geleceğe ışık tutan ve sınırları zorlayan iş birliklerine sahne olur. Bu yılın en akılda kalıcı projelerinden biri ise şüphesiz otomotiv devi Audi ile mimarlık dünyasının çığır açan firması Zaha Hadid Architects’in (ZHA) ‘Origin’ adlı enstalasyonu (yerleştirme sanatı) oldu. Dezeen tarafından hazırlanan özel bir videoyla tanıtılan bu eser, Audi’nin marka geleceğine açılan kavramsal bir kapı aralıyor. Enstalasyon, ziyaretçilere Milano Tasarım Haftası’nın yoğun temposu içinde bir nefeslenme alanı sunarak, duyusal bombardımana zarif bir mola vadediyor.

Yerçekimine Meydan Okuyan Mimarinin Hafiflik Tutkusu

Yerçekimine Meydan Okuyan Mimarinin Hafiflik Tutkusu

Piyon Haber |

Yerçekimine Meydan Okuyan Mimarinin Hafiflik Tutkusu

Gökyüzüne yükselme ve yerçekiminin kısıtlamalarından kurtulma arzusu, insanlık tarihi boyunca mitlerden sanata, bilimden mimariye ilham veren kadim bir tutku olagelmiştir. Bu büyüleyici arayış, mimarlığın en temel prensiplerinden biri olan strüktürü (yapı iskeleti) yeniden tanımlamaya, hatta ona meydan okumaya itti. Peki, insanlık neden ‘yüzmek’ istiyor? Mimarlıkta hafifliğin psikolojisi, bizi binlerce yıldır büyüleyen bu sorunun peşine düşüyor.

Buckminster Fuller’ın Yüzen Şehir Hayali: Bulut Dokuz

1962 yılında vizyoner mimar Buckminster Fuller, insanlığı Dünya’ya olan bağımlılığından kurtaracak yüzen bir şehir hayal etti. Spekülatif bir proje olan “Bulut Dokuz” (Cloud Nine), devasa jeodezik kürelerden (üçgen ve çokgen yüzeylerden oluşan küresel yapılar) oluşuyordu. Bu küreler, güneş tarafından ısıtılan hava sayesinde doğal olarak havada kalacak ve dağ zirvelerine demirlenecekti. Binlerce kişiyi barındırmak üzere tasarlanan bu iddialı vizyon, toprak mülkiyeti üzerindeki baskıyı hafifletmeyi, konut sıkıntısına çözüm bulmayı ve çevresel korumaya katkıda bulunmayı amaçlıyordu. Fuller’ın bu fütüristik bakış açısı, sadece mimari bir çözüm değil, aynı zamanda yeni bir yaşam felsefesini de temsil ediyor; geleceğe dair sınırsız bir potansiyelin müjdecisiydi.

LACMA’da Mimari ve Işık Dansı: Drone’lar Sahne Aldı!

LACMA’da Mimari ve Işık Dansı: Drone’lar Sahne Aldı!

Piyon Haber |

LACMA’da Mimari ve Işık Dansı: Drone’lar Sahne Aldı!

Los Angeles semaları, son zamanlarda nadir görülen bir manzaraya sahne oldu: Sanat, mimari ve teknolojinin sınırlarını zorlayan, adeta yaşayan bir gösteri. Hollandalı sanat stüdyosu DRIFT, “Franchise Freedom” adını verdiği ışıklı, dans eden drone sürüsüyle Los Angeles Sanat Müzesi (LACMA) bünyesindeki Peter Zumthor tasarımı David Geffen Galerileri’nin açılışını eşsiz bir deneyime dönüştürdü. Bu, sıradan bir açılışın çok ötesinde, biri durağan ve yapısal, diğeri dinamik ve akışkan iki farklı sistemin nefes kesici bir diyalog kurduğu anlara tanıklık etti.

Zumthor’dan LACMA’ya Mimari Şaheser: Sanata Yeni Bakış Açısı

Zumthor’dan LACMA’ya Mimari Şaheser: Sanata Yeni Bakış Açısı

Piyon Haber |

LACMA’da Yeni Bir Çağ: Zumthor’un İmza Dokunuşu

Los Angeles’ın sanat sahnesi, Peter Zumthor’un imzasını taşıyan yeni David Geffen Galerileri’nin açılışıyla bambaşka bir döneme giriyor. 19 Nisan 2026 Pazar günü kapılarını halka açan bu vizyoner yapı, LACMA’nın yirmi yıllık dönüşüm serüveninde sadece bir adım değil, adeta bir devrim niteliğinde. Dünyanın en kapsamlı sanat kurumlarından biri olma hedefindeki LACMA, Zumthor’un mimari dehasıyla sanat eserlerini sergileme şekline taze, çarpıcı ve çığır açıcı bir soluk getiriyor. Bu sadece bir müze değil, sanatla yeniden bağ kurma daveti!

Na Kukačkách: Krkonoše’de Geleneksel ve Modernin Ustaca Buluşması

Na Kukačkách: Krkonoše’de Geleneksel ve Modernin Ustaca Buluşması

Piyon Haber |

Na Kukačkách Dağ Evi: Krkonoše’nin Kalbinde Geçmişle Gelecek Arasında Köprü Kurmak

Krkonoše’nin sisli zirveleri arasında, geçmişle geleceğin dans ettiği bir yapı yükseliyor: Na Kukačkách Dağ Evi. Edit! architects imzası taşıyan bu proje, Çek Cumhuriyeti’nin kadim mimari mirasına saygı duruşunda bulunurken, modern yaşamın akışkanlığını ustaca harmanlıyor. Geleneksel ile çağdaşı bir araya getiren bu nadir eser, tasarımcılara bağlama duyarlı ve inovatif yaklaşımların nasıl hayata geçirilebileceği konusunda değerli bir ders sunuyor.

Bir dağ evi tasarlarken mimarların en büyük sınavlarından biri, doğal çevreyle tam bir uyum yakalamak ve mekanın ruhunu kaybetmeden işlevselliği zirveye taşımaktır. Na Kukačkách, işte tam da bu noktada, dış görünümünde bölgenin özgün elementlerini korurken, iç mekanında tamamen yeni bir düzenlemeye giderek dengeyi yakalıyor. Bu, sadece bir bina inşa etmek değil, aynı zamanda bir yaşam biçimini ve kültürel bir mirasın günümüz dünyasına yeniden uyarlanışının hikayesi.

Hermi Evi: Pencereyi Mimariye Dönüştüren Yoğun Bir Eşik

Hermi Evi: Pencereyi Mimariye Dönüştüren Yoğun Bir Eşik

Piyon Haber |

Hermi Evi: Pencereyi Mimariye Dönüştüren Yoğun Bir Eşik

Pencereye sadece bir açıklık gözüyle bakmayı bırakalı çok oldu, ancak Superestudio imzalı Hermi Evi, bu temel mimari ögeyi adeta yeniden icat ediyor. Geleneksel algıları yıkan bu çarpıcı tasarım, bir yapının en sıradan unsurlarından biri olan pencereyi, ışığın, hareketin ve gündelik hayatın mimariyle bütünleştiği “yoğun bir eşik” olarak tanımlıyor. Hermi Evi, sadece bir form ve fonksiyondan ibaret değil; o, deneyim ve duygunun mimariye dönüştüğü eşsiz bir sanat eseri.

PPAA’dan Barrancas Evi: Meksika’da Yüzen Beton ve Doğa Ahengi

PPAA’dan Barrancas Evi: Meksika’da Yüzen Beton ve Doğa Ahengi

Piyon Haber |

Meksika Şehri’nde Doğaya Karışan Çağdaş Bir Sembol: PPAA’dan Barrancas Evi

Meksika’nın canlı dokusunda, şehir yaşamının yeşille buluştuğu o nadir anlardan birinde, Pérez Palacios Arquitectos Asociados (PPAA) stüdyosu, mimarinin doğayla nasıl bir diyalog kurabileceğini yeniden yorumlayan çarpıcı bir esere imza attı: Barrancas Evi. Tam 477 metrekarelik bu minimalist beton konut, adeta havada süzülüyormuşçasına metal bir taban üzerinde yükselirken, yansıtıcı pencere panjurları ile çevresiyle sürekli bir etkileşim halinde. Şebekeden bağımsız (off-grid) çalışma özelliği, yapının sadece görsel bir şölen sunmakla kalmayıp, aynı zamanda sürdürülebilirlik felsefesinin de somut bir kanıtı olduğunu gösteriyor.

Diğer Etiketler