#Mimarlik Etiketi

Bu etikete sahip 301 yazı bulundu

Ensamble Studio: Ham Güç, Materyal ve “İlkel Gelecekler”

Ensamble Studio: Ham Güç, Materyal ve “İlkel Gelecekler”

Piyon Haber |

Ensamble Studio: Maddenin Diliyle Geleceği İnşa Etmek

Mimarlık dünyası, çoğu zaman sanal alemin ve spekülatif gelecek senaryolarının cazibesine kapılmışken, Ensamble Studio adeta köklerine dönerek, maddenin ham gücünü ve yerçekiminin bilgeliğini yeniden keşfediyor. Antón García-Abril ve Débora Mesa liderliğindeki bu çığır açan yaratıcı stüdyo, teknolojik ilerlemeyi reddetmek yerine, onu malzemeler ve fiziksel dünya merceğinden yeniden yorumluyor. Onların çalışmaları, mimarlığın geleceğinin; yerçekimi, kütle, direnç ve zaman gibi somut unsurlarla kurulan derin bir etkileşimde yattığını cesurca öne sürüyor.

Kuma’nın Dansı: Ahşapla Ruh Bulan Chikujō Kütüphanesi

Kuma’nın Dansı: Ahşapla Ruh Bulan Chikujō Kütüphanesi

Piyon Haber |

Kuma’nın Dansı: Ahşapla Ruh Bulan Chikujō Kütüphanesi

Kengo Kuma, Japonya’nın Fukuoka bölgesindeki sakin Chikujō Kasabası’nda eski bir halk salonunu nasıl dönüştürdü? Sadece bir bina değil, ahşabın ve ışığın ritmiyle nefes alan bir kütüphane yarattı. Uluslararası üne sahip mimar ve ekibi, Chikujō Kasabası Halk Kütüphanesi projesiyle mimari dünyasına yeni bir soluk getiriyor. Kuma’nın “mekanları çevreleyen manzaralar” felsefesini kusursuzca yansıtan bu tasarım, Hinoki ahşabının zarafeti ve ışığın sihrini kullanarak, kırsal manzarayla bütünleşen, davetkar ve ilham verici bir yapı ortaya koyuyor. Bu kütüphane, sadece bir okuma alanı olmaktan öte, topluluğun bir araya geldiği, keşfettiği ve bağ kurduğu dinamik bir merkez olarak tasarlandı.

Camino de Santiago: Modern Hıza Karşı Yavaşlığın Mimari Manifestosu

Camino de Santiago: Modern Hıza Karşı Yavaşlığın Mimari Manifestosu

Piyon Haber |

Yürümenin Ritmi: İnsan Bedenine Göre Şekillenen Bir Mimari

Mimarlık sadece binalardan ibaret midir, yoksa bir yolculuğun kendisi de mimari bir başyapıt olabilir mi? İnsanlığın anlam arayışının mekânsal bir ifadesi olan hac, coğrafyalar ve inanç sistemleri arasında şekillenmiş, en eski ve en kalıcı kültürel pratiklerden biridir. Geleneksel olarak belirli inanç sistemleriyle ilişkilendirilse de, son yıllarda kutsal olanın ve anlamın nerede bulunabileceğine dair yeni anlayışlarla tanımı genişlemiştir. Bu değişim, temel bir gerçeği fısıldıyor: Uzayda hareket etme eylemi, insanların anlamlı deneyimler inşa etmesinde merkezi bir rol oynamaya devam etmektedir.

Yeryüzüyle Dans: Mimarlıkta Hafifliğin Yeniden Tanımı

Yeryüzüyle Dans: Mimarlıkta Hafifliğin Yeniden Tanımı

Piyon Haber |

Yeryüzünün ağırlığını omuzlarımızda hissetmek yerine, göğe yükselmek… Bu, mimarlığın kadim rüyası değil midir? İnsanlık tarihi boyunca, gezegenimizin çekim gücüne meydan okuma arzusu, düşüncelerimizi ve eylemlerimizi derinden etkiledi. Filozof Gaston Bachelard, “Hava ve Rüyalar” adlı eserinde, insan hayal gücünün yükselme, süzülme ve toprağın sınırlayıcı çekiminden kurtulma dürtüsüyle şekillendiğini yazar. Ona göre hava, hayal gücünü verilenle yetinmek yerine, onu bozmaya, yeniden icat etmeye ve ötesine geçmeye davet eder. Bu bağlamda, hafiflik sadece fiziksel bir durum değil, aynı zamanda bir histir: yeryüzünün ağırlığını aşma ve daha az somut olan bir şeye doğru ilerleme arzusu. Bu temel dürtü, mimarlığın kendini yukarıya taşıma yönündeki bitmek bilmeyen çabalarında açıkça görülebilir; betonarme pilotilerden (yapıyı yerden yükselten taşıyıcı ayaklar) uzun açıklıklara, asma sistemlerden gergi membranlara kadar uzanan geniş bir yelpazede. Hafif inşa etmek, bu nedenle, yalnızca teknik bir hedef olmanın ötesinde, kültürel bir arayıştır – gökyüzüne uzanan bir el gibi. Antik çağlardan modernizme, yapılar her zaman daha az kütleli görünme, daha az yer kaplama ve daha çok yükselme potansiyelini barındırdı. Gotik katedrallerin narin iskeletleri, modern çağın betonarme pilotileri veya geleceğin yüzen şehirleri; hepsi bu hafiflik felsefesinin farklı ifadeleri.

Geleceğin Yapı Malzemeleri: LCA ile Çevresel Ayak İzini Azaltın

Geleceğin Yapı Malzemeleri: LCA ile Çevresel Ayak İzini Azaltın

Piyon Haber |

Sürdürülebilir Yapı Malzemeleri: LCA ile Tasarımın Yeşil Yüzü

Tasarımcılar olarak, inşaat sektörünün gezegenimiz üzerindeki eşi benzeri görülmemiş etkisini göz ardı edemeyiz. Küresel enerji tüketiminin %32’sini, CO₂ emisyonlarının ise %34’ünü oluşturan bu devasa sektör, çevresel ayak izini küçültme konusunda büyük bir sorumluluk taşıyor. Bu sorumluluğun temelinde ise kullandığımız yapı malzemeleri yatıyor.

İnşaatın Gölgesi: Neden Radikal Bir Değişime İhtiyaç Duyuyoruz?

Hepimizin bildiği gibi inşaat sektörü, her geçen gün yeni yapılarla şehirlerimizi şekillendiriyor. Ancak bu büyümenin ciddi bir bedeli var. Dünya kaynaklarının önemli bir kısmını tüketen, enerji yoğun süreçlerle üretim yapan ve atık yığınları oluşturan bu sektör, sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmak için köklü bir dönüşüme ihtiyaç duyuyor. Yenilenebilir kaynaklar, kendi kendine yeten çözümler ve teknolojik inovasyonlar elbette bu dönüşümün itici güçleri. Ancak tüm bu çabaların merkezinde, kullanılan her bir malzemenin çevresel performansını detaylıca analiz etmek yatıyor. İşte tam da bu noktada, malzemelerin “yaşam döngüsü” kavramı kritik bir önem kazanıyor.

Zaha Hadid: Klişeleri Yıkan Efsane Mimarın Gerçek Mirası

Zaha Hadid: Klişeleri Yıkan Efsane Mimarın Gerçek Mirası

Piyon Haber |

Zaha Hadid’in adı, aramızdan ayrılışının üzerinden on yıl geçmiş olmasına rağmen, mimarlık dünyasının koridorlarında hala güçlü bir yankı buluyor. Ancak bu efsanevi kişiliğin etrafında dönen hikayeler, özellikle de o “uzlaşmaz kişilik” vurgusuyla, zamanla klişelere dönüşme eğiliminde. Ingrid Schroder, mimarlık dünyasında ve genel olarak güçlü kadın figürleri etrafında oluşan bu tür basmakalıp algıların artık geride bırakılması gerektiğini kararlılıkla savunuyor.

Zaha Hadid: Stereotipleri Yıkan Efsanevi Miras

Zaha Hadid, geride bıraktığı hem inşa edilmiş hem de çizim tahtasındaki eserleriyle zamana meydan okuyan, ölümsüz bir figür. Ancak, her büyük şahsiyet gibi, onun da karakteri ve birey olarak gerçekliği, zamanla etrafında örülen bir mitoloji perdesi altında bulanıklaştı. Zaha’nın hayatının her evresinden sayısız hikaye anlatılır. Okuduklarınız veya duyduklarınızın çoğu, mimarlıkta kadınlar için çok şeyi değiştiren ve Architectural Association’da (AA) güçlü bir miras bırakan bu karmaşık figür hakkında parçalı, abartılı ve çoğu zaman çelişkili bir tablo çiziyor.

Ağaçlarla Mimarlık: Doğayla Bütünleşik Tasarımın Gücü

Ağaçlarla Mimarlık: Doğayla Bütünleşik Tasarımın Gücü

Piyon Haber |

Ağaçlarla Mimarlık: Doğayla Bütünleşik Tasarımın Gücü

Şantiye alanında ilk kazma sesleri yükseldiğinde, ne yazık ki zihnimizdeki ilk görüntülerden biri, mevcut ağaçların ve yemyeşil bitki örtüsünün gözden kaybolmasıdır. Mimarlık dünyasında uzun süredir devam eden bir alışkanlık, “yeni” olana yer açmak adına “eski"yi temizlemek üzerine kurulmuştur. Bitki örtüsü korunsa bile, çoğunlukla projenin kendisini şekillendirmek yerine, peyzaj olarak eklenen ikincil bir süs unsuru muamelesi görür.

Ancak günümüzün çevresel bilinçli tasarımcıları, bu geleneksel yaklaşımın dışına çıkarak, sıfırdan başlamak yerine zaten var olanla çalışmayı tercih ediyor. Bu yenilikçi anlayışta ağaçlar, sadece bir çevreleme öğesi olmaktan öte, mekanın nasıl organize edildiğini, doğal ışığın içeri nasıl süzüldüğünü ve mimarinin hangi formu alacağını etkileyen temel koşullar olarak yerlerinde kalıyor. Bu, mimarlığın doğayla olan ilişkisini temelden yeniden tanımlamak anlamına gelir.

Pritzker Sürprizi, Newson’ın Mirası: Tasarım Gündemine Damga Vuranlar

Pritzker Sürprizi, Newson’ın Mirası: Tasarım Gündemine Damga Vuranlar

Piyon Haber |

Pritzker Sürprizi, Newson’ın Mirası: Tasarım Gündemine Damga Vuranlar

Piyon Editör olarak haftalık tasarım gündemini incelerken, bu kez sürprizlerle ve derin felsefelerle dolu bir manzarayla karşılaştım. Pritzker ödülünün beklenmedik sahibi Smiljan Radić’ten tasarım ikonu Marc Newson’ın çarpıcı yorumlarına, Dünya Kupası’nın estetik rüzgarlarından küresel projelerin geleceğine kadar, tasarım dünyası yine dikkat çekici gelişmelere sahne oldu. Bu haber derlemesinde, ilham veren mimarların düşüncelerini ve sektördeki büyük trendleri yakından inceledik.

Smiljan Radić: Pritzker’in Sürpriz Kazananı ve ‘Mesajsız’ Mimarlık

Mimarlık dünyasının en prestijli onurlarından biri olan Pritzker Mimarlık Ödülü, bu yıl Şilili mimar Smiljan Radić’in oldu. Eserleriyle tanınsa da kamuoyunun gözünden uzak kalmayı seçen Radić, Dezeen’e verdiği özel röportajda bu sürpriz galibiyet karşısındaki şaşkınlığını açıkça dile getirdi. Mimarlık pratiğine dair felsefesini açıklarken, eserlerinin bir “iyi” veya “kötü” mimarlık reçetesi olarak görülmesini istemediğini vurguladı. Onun için mimarlık, ideolojilerden veya katı kurallardan bağımsız, daha kişisel ve deneyimsel bir alan.

WORKac’tan Nehir Evi: İklim Direncini Sanata Dönüştüren Mimari

WORKac’tan Nehir Evi: İklim Direncini Sanata Dönüştüren Mimari

Piyon Haber |

WORKac’tan Nehir Evi: İklim Direncini Sanata Dönüştüren Mimari

Bir tasarımın en büyük başarısı, engelleri ilham verici çözümlere dönüştürmek değil midir? Rhode Island’da yükselen WORKac imzalı Riverhouse, tam da bu sorunun cevabı niteliğinde. Hopkinton’daki taşkın ovasının zorlu koşullarında hayat bulan bu konut, doğal kısıtlamaları yalnızca aşmakla kalmıyor; aynı zamanda iklim değişikliğine meydan okuyan, estetik ve sürdürülebilir bir yaşam modelinin nasıl tasarlanabileceğini de ortaya koyuyor. Riverhouse, iklim direncini mekansal netlik ve biçimsel hassasiyetle buluşturan, adeta yaşayan bir mimari manifesto.

Assemble: Mimarlığı Yeniden Şekillendiren Kolektif Güç

Assemble: Mimarlığı Yeniden Şekillendiren Kolektif Güç

Piyon Haber |

Mimarlık sadece binalardan ibaret midir, yoksa binaları sürdüren sosyal ve kültürel koşullarla bütünleşen bir yaşam felsefesi mi? Londra merkezli kolektif Assemble, işte tam bu sorunun peşinde. Mimarlık, tasarım ve sosyal katılım arasında dinamik bir etkileşimle hareket eden Assemble, farklı ölçeklerde işler yaparak sadece fiziksel yapılar değil, aynı zamanda bu yapıların ayakta kalmasını sağlayan ortamları da üretiyor. Onların bu yenilikçi yaklaşımı, çağdaş tasarım dünyasında güçlü yankı uyandırıyor ve Türk tasarımcılar için yepyeni bir ufuk açıyor.

Powell’ın Ofisi: Nashville’de Mimari Kimlik ve Zanaatkar Ruhu

Powell’ın Ofisi: Nashville’de Mimari Kimlik ve Zanaatkar Ruhu

Piyon Haber |

Powell’ın Ofisi: Nashville’de Mimari Kimlik ve Zanaatkar Ruhu

Bir mimarlık firması kendi genel merkezini tasarladığında, bu sadece bir ofis olmaktan çıkar; adeta kendi felsefesinin ve entegre yeteneklerinin somut bir manifestosu haline gelir. Kurumsal dünyada çoğu çalışma ortamı, marka estetiğini yansıtan ve personelin günlük işlerini destekleyen mobilyalarla biçimlenirken, mimarlar kendi mekânlarında form ve fonksiyonun kusursuz uyumunu yakalamayı hedefler. Nashville merkezli, mimarlık, tasarım ve inşaat alanında saygın bir isim olan Powell, kendi genel merkezlerini tasarlarken bu çıtayı bir adım öteye taşıdı. Onlar için burası yalnızca bir ofis değil, aynı zamanda entegre yaklaşımlarının ve yeteneklerinin yaşayan bir vitrini olacaktı.

NASA’nın Ay Üssü Vizyonu: Uzay Mimarisinde Yeni Dönem

NASA’nın Ay Üssü Vizyonu: Uzay Mimarisinde Yeni Dönem

Piyon Haber |

NASA’nın Ay Üssü Vizyonu: Uzay Mimarisinde Yeni Dönem

Gökyüzüne bakıp Ay’da bir şehir hayal ettiniz mi hiç? Şimdi bu kadim hayal, NASA’nın cesur ve hızlandırılmış planlarıyla somut bir gerçeğe dönüşmek üzere. Uzay ajansı, Ay’da kalıcı bir insan yerleşimi kurma hedefini hızlandırmak amacıyla, yörüngede planlanan “Lunar Gateway” uzay istasyonu projesini iptal ettiğini duyurdu. Bu stratejik değişim, sadece teknolojik bir sıçramayı değil, aynı zamanda uzay mimarisinin ve insan yerleşim tasarımının sınırlarını zorlayacak, yepyeni bir vizyonu da beraberinde getiriyor. Bir tasarımcı olarak, bu gelişmenin sadece bir uzay görevi olmadığını, aynı zamanda insanlığın mekânla kurduğu ilişkinin geleceğini şekillendirecek radikal bir adım olduğunu görüyorum.

Şehirlerimizi Dönüştüren Ütopyalar: Mimarlığın Sınır Tanımaz Gücü

Şehirlerimizi Dönüştüren Ütopyalar: Mimarlığın Sınır Tanımaz Gücü

Piyon Haber |

Şehirlerimizi Dönüştüren Ütopyalar: Mimarlığın Sınır Tanımaz Gücü

Sizce bir şehir, sadece bugünü mü yansıtmalı, yoksa geleceği baştan yazacak bir ütopya sunabilir mi? Mimarlık, sadece somut yapılar kurmakla kalmaz; aynı zamanda kolektif hayallerimizi şekillendiren, eşitsizlikleri ve çevresel sorunları aşan yaratıcı bir güce dönüşebilir. Maria Arana Zubiate’nin Designboom için kaleme aldığı “Ütopyanın Yaratıcı İtici Gücü Dünyayı Nasıl İyileştirir” başlıklı etkileyici makalesinden ilhamla, mimarideki ütopik düşüncenin dönüştürücü potansiyeline yakından bakıyoruz. Ütopyalar, sadece hayali kaçışlar değil, aynı zamanda kolektif iyileşmenin ve yeniden inşa ruhunun güçlü araçları olduğunu gözler önüne seriyor.

Archigram: 60’ların Değişen Şehirleri İçin Radikal Bir Vizyon

Archigram: 60’ların Değişen Şehirleri İçin Radikal Bir Vizyon

Piyon Haber |

Archigram: 60’ların Değişen Şehirleri İçin Radikal Bir Vizyon

1960’lar, mimarlık dünyasının alışılagelmiş kalıplarını yıkan ve statik yapı kavramını kökten sarsan bir hareketle tanıştı: Archigram. Londra’da 1961’de bir araya gelen altı genç mimar – Peter Cook, Michael Webb, Warren Chalk, Dennis Crompton, David Greene ve Ron Herron – küçük formatlı, radikal bir dergi olan Archigram’ı hayata geçirdi. Bu dergi, kısa sürede mimarlık tarihinin en efsanevi tasarım akımlarından birine dönüştü. Archigram üyelerinin hiçbir zaman somut bir bina inşa etmemesi, grubun hikayesinin en çarpıcı yönlerinden biridir. Onlar, fiziksel yapılar yerine, hayal gücünün sınırsız mimarisini ve geleceğe dair sarsılmaz bir iyimserlik vizyonunu tasarladılar.

Güney Amerika: Enerji Altyapısı ve Peyzajın Kırılgan Dengesi

Güney Amerika: Enerji Altyapısı ve Peyzajın Kırılgan Dengesi

Piyon Haber |

Güney Amerika: Enerji Altyapısı ve Peyzajın Kırılgan Dengesi

Güney Amerika’nın doğal peyzajı, sadece nefes kesen güzellikleriyle değil, aynı zamanda devasa enerji altyapı projeleriyle de yeniden şekilleniyor. Kıtadaki en çarpıcı dönüşümlerin ardında, doğal kaynakları çıkarmak ve dağıtmak amacıyla inşa edilen bu devasa ağlar yatıyor. Madencilik, enerji sistemleri ve ulaşım hatları, uzak bölgeleri küresel ekonomiye entegre ederken, kırsal ve hatta kentsel alanlarda köklü değişimlere yol açıyor. Bu projeler sadece fiziksel bir alan kaplamakla kalmıyor, aynı zamanda mekanın ruhunu, sosyo-ekonomik dokusunu ve çevresel dengesini baştan aşağıya yeniden kurguluyor. Ekonomik büyümeyi desteklemenin ötesinde, bu altyapı girişimleri, kıta genelinde siyasi, çevresel ve sosyal tartışmaları körükleyen yeni bölgesel konfigürasyonlar yaratıyor. İşte tam da bu noktada, tasarımcıların ve şehir plancılarının rolü, sadece estetik veya fonksiyonel kaygıların çok ötesine geçerek sosyo-politik ve ekolojik boyutları da kapsamalı.

Beyaz Saray’da Derin Değişim: Trump’ın Mirası ve ABD Tasarımı

Beyaz Saray’da Derin Değişim: Trump’ın Mirası ve ABD Tasarımı

Piyon Haber |

Beyaz Saray’da Derin Değişim: Trump’ın Mirası ve ABD Tasarımı

Washington’dan yükselen tartışmalar, New York’un sanat galerilerinde yankılanan yenilikler, Seattle’ın siluetini şekillendiren kuleler… ABD tasarım sahnesi, her zamankinden daha dinamik bir dönüşümün eşiğinde. Piyon Editör olarak, Dezeen Agenda’nın son ABD bülteninde merceğimize takılan en çarpıcı mimarlık ve kentsel planlama gelişmelerini sizin için derinlemesine inceledik. Özellikle Beyaz Saray için sunulan ve büyük yankı uyandıran yeraltı ziyaretçi merkezi projesi, bu ayki gündemimizin tam kalbinde yer alıyor.

Lore Bath House: Manhattan’ın Kalbinde Modern Bir Mahalle Agorası

Lore Bath House: Manhattan’ın Kalbinde Modern Bir Mahalle Agorası

Piyon Haber |

Lore Bath House: Manhattan’ın Kalbinde Modern Bir Mahalle Agorası

Büyük şehirlerde yalnızlık, kalabalıkların en ironik çelişkilerinden biridir. New York gibi devasa metropoller, her metrekareyi en verimli şekilde kullanma telaşıyla adeta üst üste yığılmış insanlarla dolup taşarken, bireyin sosyal enerjisi kolayca tükenir. Yoğun iş takvimi ya da akşam altıda market rafları arasında verilen savaş, tam bir izolasyon ve anonimliğin ne yazık ki bu yaşamın ayrılmaz bir parçası haline gelmesine neden olabiliyor. İş ve ev arasında monoton bir döngüde kaybolmak, pek çok şehir sakini için kaçınılmaz bir gerçekken, “üçüncü mekanlar” (ev ve iş dışındaki sosyal alanlar) bu döngüyü kırmak ve daha anlamlı, yüzeysel olmaktan uzak etkileşimler sağlamak için can suyu oluyor.

Tarq Studio: Kolombiya’da Pazarı Sosyal Merkez Yapan Tasarım

Tarq Studio: Kolombiya’da Pazarı Sosyal Merkez Yapan Tasarım

Piyon Haber |

Geleneksel pazar yerlerine yepyeni bir soluk getiren bir mimari harikasıyla karşınızdayız: Kolombiya’nın Valledupar şehrinde yükselen Plaza Luna Vallenata. Tarq Studio’nun vizyoner tasarımı, sıradan bir ticari mekanı toplumsal etkileşimin ve ortak yaşamın merkezine taşıyor. 2025’te kapılarını açan ve 3.057 metrekarelik devasa alanıyla şehrin en büyük ikinci pazarı unvanını taşıyan bu proje, mimarinin sadece estetik bir olgu değil, aynı zamanda yaşayan bir organizma, bir sosyal altyapı olabileceğinin en çarpıcı kanıtlarından biri.

Mimari Felsefe: Sokağın Nabzını Tutan Tasarım

Tarq Studio’nun, Bogotá, Santa Marta ve Miami’deki ofislerinden çıkan bu ilk kamusal projesi, ‘geleneksel’ mimarlık kitaplarını bir kenara bırakıp doğrudan insanı, gündelik yaşamın ritmini merkeze alıyor. Stüdyonun kurucusu ve baş mimarı Eduardo Torrente’nin bu konudaki bakış açısı, projenin ruhunu mükemmel özetliyor:

Soldier Field’a Fütüristik Dokunuş: Bears Şehirde Kalıyor!

Soldier Field’a Fütüristik Dokunuş: Bears Şehirde Kalıyor!

Piyon Haber |

Soldier Field’a Fütüristik Dokunuş: Bears Şehirde Kalıyor!

Chicago Bears’ın ikonik evi Soldier Field’ın geleceği, yıllardır süregelen bir tartışma konusu. NFL takımı, modern beklentileri karşılayacak; çatılı, geniş kapasiteli ve kapsamlı bir eğlence kompleksine sahip yeni bir stadyum arayışında. Bu arayış onları şehir dışına, hatta komşu eyaletlere sürükleme tehlikesi taşırken, yerel mimarlık stüdyosu Edward Peck Design, takımın Chicago’da kalması için çığır açıcı bir vizyon sundu. Stüdyo, mevcut Soldier Field sahasının nasıl yenilenebileceğini ve gelecek nesil bir spor ve eğlence merkezine dönüştürülebileceğini gözler önüne seriyor.

Sir Peter Cook: Ütopya Kutuda Değil, Çizim Mimaride Sınırları Yıkar

Sir Peter Cook: Ütopya Kutuda Değil, Çizim Mimaride Sınırları Yıkar

Piyon Haber |

Sir Peter Cook: Ütopya Kutuda Değil, Çizim Mimaride Sınırları Yıkar

Mimarlık dünyasının ‘isyankar’ dahisi ve Archigram’ın kurucularından Sir Peter Cook, Bask Ülkesi Uluslararası Mimarlık Bienali Mugak/2025 sahnesinde ezberleri bozan bir manifesto sundu: “Ütopya fikrine gerçekten katılmıyorum!” Designboom Genel Yayın Yönetmeni Sofia Lekka Angelopoulou ile yaptığı canlı söyleşide dile getirdiği bu cüretkar çıkış, pragmatizmin (gerçekçilik ve uygulanabilirlik) hüküm sürdüğü çağımızda vizyoner düşüncenin yerini sorgulayan bienalin “Havada Kaleler, Ya da Bugün Ütopya Nasıl İnşa Edilir” temasıyla tam bir uyum içindeydi. Bu sözler, mimarlık öğrencisinden deneyimli uzmana kadar her tasarımcının beyninde şimşekler çaktıracak türdendi.

Diğer Etiketler