#Sürdürülebilirlik Etiketi

Bu etikete sahip 22 yazı bulundu

Batı Vancouver’da Ağaçların Arasında Süzülen Ev

Batı Vancouver’da Ağaçların Arasında Süzülen Ev

Piyon Haber |

Batı Vancouver’da Ağaçların Arasında Süzülen Ev

Batı Vancouver’ın okyanus kıyısındaki tarihi bir arazide, 7.000 metrekarelik bir Batı Yakası modern evinin bu kadar kusursuz bir şekilde yerleşebileceğini düşünmezsiniz. Ancak Openspace Architecture, ahşap, beton ve camdan oluşan ultra-minimal malzeme paletiyle projenin sadece çevredeki doğayı yansıtmasını değil, aynı zamanda ağaçların arasında süzülüyormuş gibi görünmesini sağladı. Fotoğraflar: Ema Peter

Müşterinin Vizyonu ve Mimari Zorluklar

Openspace Architecture’ın kıdemli ortağı Eric Pettit’e göre, artık çocukları evden ayrılmış ve sonsuza dek yaşayacakları evlerini arayan müşterilerin güçlü bir vizyonu vardı. Modern minimalist bir estetiğe bağlıydılar ve bu estetiğin çevresiyle bütünleşirken aynı zamanda ondan keskin bir şekilde ayrılmasını istiyorlardı. Ancak bu tasarım hedefleri, son derece ince ve kompakt yapısal sistemlerin Kanada ikliminin zorlu sismik gereksinimleri ve yüksek performanslı cephe talepleriyle uzlaştırılmasında daha da büyük zorluklar yarattı.

Tekerlekli Yatak Odası: Barselona’da Ev İçinde Ev

Tekerlekli Yatak Odası: Barselona’da Ev İçinde Ev

Piyon Haber |

Tekerlekli Yatak Odası: Barselona’da Ev İçinde Ev

400 metrekarelik eski bir endüstriyel mekânı ısıtmak akıl kârı değil. Peki Barselona’daki bir aile bu sorunu nasıl çözdü? Cevap: Kızlarının yatak odasını tekerlekli, sökülebilir bir yapıya dönüştürerek. Üstelik bunu artık malzemelerle yaptılar. İşte TAKK imzalı bu yaratıcı çözümün detayları.

İspanyol mimarlar Mireia Luzárraga ve Alejandro Muiño (TAKK), Barselona’daki 400 metrekarelik eski bir endüstriyel mekânı aile evine dönüştürdü. Ancak bu devasa alanı iklimlendirmek, hem ekonomik hem ekolojik açıdan büyük bir sorundu. Çözümleri ise oldukça yaratıcı: Kızlarının yatak odasını, kendi yalıtımına sahip, tekerlekli ve sökülebilir bir yapı olarak tasarladılar. Üstelik bu yapıyı, diğer projelerden artan malzemelerle inşa ettiler.

İsveç Dağlarında Modern Kütük Ev: Van Peborgh Lodge

İsveç Dağlarında Modern Kütük Ev: Van Peborgh Lodge

Piyon Haber |

İsveç Dağlarında Modern Kütük Ev: Van Peborgh Lodge

İsveç’in Dalarna bölgesi, yüzyıllardır ahşap kütük ev geleneğiyle anılan bir coğrafya. Şimdi ise Claesson Koivisto Rune Architects’in tasarladığı Van Peborgh Lodge, bu geleneği alıp çağdaş bir ski lodge’a dönüştürüyor. Proje, sadece kışın değil, dört mevsim boyunca kullanılmak üzere kurgulanmış. Manzara yıl boyunca dramatik biçimde değişirken, evin açık görüşleri bu değişimi içeri taşıyor.

Geleneksel Ama Bağımsız Bir Yaklaşım

Mimar ekibin brief’i oldukça net: “İsveç dağlarında çağdaş bir kütük ev yaratın. Kışın bir kayak evi, ama diğer mevsimler için de. Dalarna bölgesinin yerel yapı geleneklerine dayansın, ama onun kölesi olmasın. Yıl boyunca değişen manzaraya açık görüşler sunsun.” Claesson Koivisto Rune, bu dengeyi kurmakta oldukça başarılı görünüyor. Kütük ev formunu reddetmiyor, ancak onu modern bir dille yeniden yorumluyor. Cephede kullanılan ahşap dokusu, bölgenin malzeme paletini sürdürürken, geniş cam yüzeyler ve açık plan şeması çağdaş bir yaşam vaat ediyor.

Brooklyn’de Endüstriyel Miras: Williamsburg Dubleksi

Brooklyn’de Endüstriyel Miras: Williamsburg Dubleksi

Piyon Haber |

Brooklyn’de Endüstriyel Miras: Williamsburg Dubleksi

Brooklyn’in Williamsburg semtinde, 25 fit genişliğindeki dar bir arsada yükselen yeni bir konut binası, tuğla tuğla bölgenin geçmişiyle bugününü birleştiriyor. Peki, endüstriyel mirası modern yaşamla harmanlamak nasıl mümkün oluyor? Bu yıl tamamlanan altı üniteli bina, bölgenin katmanlı mirasına gönderme yaparken aynı zamanda çağdaş bir yorum getiriyor. Projenin baş iç mimarı ve Makers Collective Design’ın kurucusu Sara Ianniciello, “Amaç, bloğa çağdaş ve kalıcı bir katkı sunmak, alanın evrimini kabul ederken Williamsburg’un mimari karakterine bağlı kalmaktı” diyor.

Chalet des Huarts: Yıkmadan Dönüşümün Gücü

Chalet des Huarts: Yıkmadan Dönüşümün Gücü

Piyon Haber |

Mevcut Yapıya Saygı: Chalet des Huarts’ta Dönüşümün Gücü

Mimarlık dünyası yeni inşa etmenin cazibesine kapılmışken, Kanada’nın Quebec kentindeki Memphremagog Gölü kıyısında yer alan Chalet des Huarts, bambaşka bir hikaye anlatıyor. Atelier MAa architecture + tarafından yenilenen bu 105 metrekarelik yapı, yıkım ve genişleme yerine mevcut olanın potansiyelini keşfe çıkıyor. Proje, bir zamanların mütevazı yazlık kaçamağını, ölçeğini ve samimiyetini koruyarak çağdaş bir eve dönüştürüyor.

Yıkımın Reddi, Dönüşümün Kabulü

Günümüzde birçok mimari müdahale, mevcut yapıyı yok sayıp sıfırdan başlamayı tercih ediyor. Ancak Chalet des Huarts, tam tersi bir yaklaşımla, eldeki yapının neyi barındırabileceğini ve sunabileceğini araştırıyor. 105 m²’lik alan, yıkılmak yerine yeniden yorumlanıyor. Bu, sadece çevresel bir sorumluluk değil, aynı zamanda mimari bir zeka göstergesi.

Sığınak Mimarlığından Hayatta Kalma Dersleri

Sığınak Mimarlığından Hayatta Kalma Dersleri

Piyon Haber |

Sığınak Mimarlığından Hayatta Kalma Dersleri

Soğuk Savaş yıllarında, ABD hükümeti tarafından yayımlanan The Family Fallout Shelter adlı 32 sayfalık el kitabı, ailelere nükleer saldırı sonrası radyoaktif serpintiden korunacak sığınaklar inşa etmeyi öğretiyordu. Beton bloklar, toprak veya kumla doldurulmuş duvarlar, yeraltı yapıları ve havalandırma sistemleri… Bu kılavuz, bir hayatta kalma rehberi olduğu kadar, aynı zamanda bir inşaat kılavuzuydu.

Soğuk Savaş sona erdi, ancak hazırlıklı olma mantığı yok olmadı. Aksine, daha dağınık ve çoğu zaman daha tanıdık tehditlere yanıt vermeye başladı: ekonomik ve enerji krizleri, doğal afetler, salgınlar, tedarik ağlarında ve altyapıda uzun süreli kesintiler ve hatta yapay zekanın insan kontrolünden çıkabileceğine dair spekülatif korkular. Çağdaş hayatta kalma kültürü, bu daha geniş risk yelpazesine yanıt olarak ortaya çıktı; birkaç günlük erzak stoklamaktan uzak arazilere yerleşmeye, evleri daha fazla özerklik için uyarlamaya ve en uç noktada sığınaklar inşa etmeye kadar uzanan pratikleri kapsıyor.

Sebzelerin Sanat Dolu ve Düşündürücü Dünyası

Sebzelerin Sanat Dolu ve Düşündürücü Dünyası

Piyon Haber |

Sebzelerin Sanat Dolu ve Düşündürücü Dünyası

Yaz sonu geldiğinde içimde bir kalabalığı sofraya toplama isteği belirir. Günler uzun, bahçe olgunlukla dolu; asmada ağırlaşan domatesler, toplamaya yetişemediğimiz kabaklar… Ürünler zirvede ve misafir ağırlamak bir yük olmaktan çıkıp mevsimin bize sunduğu armağanları kutlamaya dönüşür. Geçtiğimiz ay sevgili bir dostumun doğum gününü açık havada kutladık. Orta yaşa ulaşmakla yaz sonu hasadı arasında hoş bir paralellik olduğunu fark ettim. Her ikisi de geriye dönüp sadece başarılanları değil, büyüyenleri de değerlendirme anı sunar. Zamanla biriken dostluklar, anılar, deneyimler, zorluklar, keşifler ve beklenmedik dönüşler bir tür kişisel biyoçeşitlilik oluşturur: bir hayatı eşsiz kılan zengin bir etki ve hikaye ekosistemi.

Folkets Hus: Markelius Mirasına Saygılı Restorasyon

Folkets Hus: Markelius Mirasına Saygılı Restorasyon

Piyon Haber |

Folkets Hus: Markelius Mirasına Saygılı Restorasyon

Stockholm’ün kalbinde, 20. yüzyılın en önemli İsveçli mimarlarından Sven Markelius’un imzasını taşıyan Folkets Hus (Halk Evi), DinellJohansson ekibinin dokunuşuyla yeniden hayat buldu. İç mimarlık yarışmasını kazanan ekip, binanın ruhunu koruyarak çağdaş bir yorum getirmeyi başardı. Peki, tarihi bir yapıya saygılı bir şekilde nasıl müdahale edilir? İşte cevabı…

Tarihi Dokuya Hassas Müdahale

Folkets Hus, orijinal olarak Kockum Luttinger Söderström tarafından tasarlanmış, ancak Sven Markelius’un 1950’lerdeki eklemeleriyle bugünkü kimliğine kavuşmuş bir yapı. DinellJohansson, restorasyon ve iç mekan yenileme projesinde “hafif adımlarla” ilerlemeyi tercih etmiş. Bu yaklaşım, Markelius’un karakteristik detaylarını korurken, mekanın günümüz ihtiyaçlarına cevap vermesini sağlıyor.

Vancouver’da Yalnızlığa Çare: Kelebek Kulesi

Vancouver’da Yalnızlığa Çare: Kelebek Kulesi

Piyon Haber |

Vancouver’da Yalnızlığa Çare: Kelebek Kulesi

Vancouver’ın silüetine 556 feet yükseklikten eklenen The Butterfly, sadece bir gökdelen değil; şehrin yalnızlık sorununa mimari bir yanıt. Revery Architecture tarafından tasarlanan ve Westbank tarafından geliştirilen 57 katlı kule, şehrin en yüksek üçüncü yapısı olmasının ötesinde, bir skyscraper’ın nasıl hissettirmesi gerektiğini yeniden tanımlıyor.

Formun Şiiri: Dört Silindirik Hacim

Dört iç içe geçmiş silindirik hacim, merkezi bir asansör çekirdeğinde birleşerek binaya kendine özgü siluetini kazandırıyor. Bu form, bulutların geçici doğasından ilham alıyor ve geleneksel yüksek yapı mimarisinin katı gramerini çözmeyi amaçlıyor. Cephe, yalıtımlı prefabrik paneller ve beyaz prekast beton kanatçıklardan oluşan sıkı bir kompozisyonla her silindiri dalgalı bir ritimle sarıyor. Uzaktan tek bir jest gibi okunan yapı, yakından bakıldığında çok daha karmaşık parçalara ayrılıyor.

Cincinnati’de Beaux-Arts Mirası: Fidelity Hotel’e Yeni Hayat

Cincinnati’de Beaux-Arts Mirası: Fidelity Hotel’e Yeni Hayat

Piyon Haber |

Cincinnati’de Beaux-Arts Mirası: Fidelity Hotel’e Yeni Hayat

Cincinnati’nin kalbinde, 20. yüzyıl başlarının ünlü mimarı Ernest Flagg tarafından tasarlanan tarihi Gwynne Binası, artık Fidelity Hotel olarak misafirlerini ağırlıyor. Procter & Gamble’ın eski genel merkezi olan bu Beaux-Arts şaheseri, Dallas merkezli Looney & Associates’in dokunuşuyla yeniden hayat buldu. Otel, marka standartlarının ötesine geçen, yere özgü bir tasarım anlayışını benimsiyor. 165 odalı tesis, geçmişin ihtişamını modern konforla harmanlayarak konaklama sektöründe yeni bir soluk getiriyor.

Francis Kéré: Zamanı Yapı Malzemesi Olarak Kullanan Mimarlık

Francis Kéré: Zamanı Yapı Malzemesi Olarak Kullanan Mimarlık

Piyon Haber |

Zamanı Yapı Malzemesi Olarak Kullanan Mimarlık: Francis Kéré’nin Devrimci Yaklaşımı

Francis Kéré, mimarlık dünyasında alışılmadık bir yaklaşımla öne çıkıyor: Zamanı bir yapı malzemesi olarak görüyor. Pritzker ödüllü mimar, Francis Kéré: Building Stories kitabında “Sonuçta zaman, mesleğimin temel bileşenidir” diyerek bu felsefeyi özetliyor. Ona göre mimarlık, bir eskizle başlayıp inşa edilmiş bir esere dönüşen süreçte sürekli evrilen ve dönüşen bir olgu. Tuğlalar, kapılar, pencereler, duvarlar ve merdivenler; hepsi bu sürecin başrol oyuncuları.

Edinburgh’da Taş Eve İnce Kırmızı Tuğla Dokunuşu

Edinburgh’da Taş Eve İnce Kırmızı Tuğla Dokunuşu

Piyon Haber |

Edinburgh’da Taş Eve İnce Kırmızı Tuğla Dokunuşu

İskoç mimarlık stüdyosu Pend, Edinburgh’daki Georgian dönemi şehir evini genişletip güncellerken, soluk taş cepheyi ince kırmızı tuğlayla kaplı bir ekle tamamladı. Newhaven Conservation Area’da yer alan yapı, adını bulunduğu bölgeden alıyor. Peki, tarihi dokuya bu kadar saygılı ama bir o kadar da cesur bir müdahale nasıl kurgulanır?

Mevcut Yapının Sorunları ve Çözüm

Pend’e göre ev, daha önce yükseltilmiş, bölümlere ayrılmış bir ön cepheye ve arka tarafta bakımsız bir konservatuvar ile kulübeye sahipti. Edinburgh merkezli stüdyo, tek katlı tuğla bir ekle yeni bir ikincil giriş oluşturarak doğrudan yeni bir yaşam alanına, oradan da yemek alanı ve mutfağa geçiş sağladı.

Akra’da Eski Depo, Mimarlık Eğitiminin Kalbi Oldu

Akra’da Eski Depo, Mimarlık Eğitiminin Kalbi Oldu

Piyon Haber |

Akra’da Eski Depo, Mimarlık Eğitiminin Kalbi Oldu

Gana’nın başkenti Akra’nın Osu semtinde, eski bir kiremit deposu artık African Futures Institute (AFI) için yeni bir yuva. Mimarlık eğitimi, araştırma, sergiler ve kamusal programlara ev sahipliği yapacak olan bu merkez, endüstriyel mirası koruyarak çağdaş bir müdahaleyle yeniden hayat buluyor. Peki, yıkıp yeniden yapmak varken neden eski bir depoyu dönüştürmeyi seçtiler? İşte bu sorunun cevabı, projenin ruhunu oluşturuyor.

Endüstriyel Kabuk, Yeni İşlev

Mevcut depo binasının ölçeği ve endüstriyel karakteri korunmuş; yıkıp yeniden yapmak yerine, mevcut yapıya eğitim ve kültürel çalışmalar için gereken altyapı eklenmiş. Tasarım ve inşaat süreci el ele ilerlemiş; ekip, binanın pratik koşullarına göre projeyi yerinde uyarlamış. Bu “yerinde öğrenme” yaklaşımı, mimarlık pratiğinde sıkça dile getirilen ama nadiren uygulanan bir esneklik örneği.

Powerwall: Elektromanyetik Gücün Seramik Sanatına Dönüşümü

Powerwall: Elektromanyetik Gücün Seramik Sanatına Dönüşümü

Piyon Haber |

Powerwall: Elektromanyetik Gücün Seramik Sanatına Dönüşümü

Studio RAP tarafından Beverwijk’te hayata geçirilen Powerwall, 150 kV’luk bir elektrik santralinin görünmez elektromanyetik kuvvetlerini anıtsal bir seramik rölyefe dönüştürüyor. Proje, teknik altyapıyı sanatsal bir ifadeyle buluşturarak mimarlık ve mühendislik arasındaki sınırları bulanıklaştırıyor.

Teknik Altyapının Sanatsal Yorumu

Elektrik santralleri genellikle göz ardı edilen, çirkin beton bloklar olarak görülür. Ancak Studio RAP, bu algıyı yıkmak için alışılmadık bir yol seçiyor: elektromanyetik alanları görselleştirmek. Powerwall, 150 kV’luk bir şalt sahasının etrafını saran devasa bir seramik duvar. Duvarın yüzeyi, elektromanyetik dalgaların desenlerini andıran kabartmalarla kaplı. Bu desenler, aslında santralin içindeki elektrik akışının bir haritası gibi.

Yeşil Ama Yasal mı? Sürdürülebilirliğin Yerel Sınırları

Yeşil Ama Yasal mı? Sürdürülebilirliğin Yerel Sınırları

Piyon Haber |

Yeşil Ama Yasal mı? Sürdürülebilirliğin Yerel Sınırları

Mimarlıkta sürdürülebilirlik çoğu zaman evrensel bir standartmış gibi konuşulur. Enerji performansı, karbon ayak izi, sertifikasyon sistemleri, malzeme verimliliği, biyoçeşitlilik ve yaşam döngüsü etkisi… Hepsi aynı dili konuşuyor gibi görünür. Ama iş uygulamaya geldiğinde kurallar son derece yereldir. Londra, New York ya da Kopenhag’da tasarlanan bir proje sıkı enerji kodları, çevresel inceleme, açıklama zorunlulukları, planlama kontrolleri ve giderek iddialılaşan karbon hedefleriyle şekillenir. Aynı ofis başka bir yerde çalıştığında ise bambaşka bir düzenleyici manzarayla karşılaşır.

İskandinav Mimarlığı: Doğa ile Uyumlu Tasarım

İskandinav Mimarlığı: Doğa ile Uyumlu Tasarım

Seher Menek |

İskandinav mimarlık tasarımı

Kuzeyin Sessizliğiyle Tasarlamak

Işık, Ahşap ve İnsan Ölçeğinde İskandinav Mimarlığı

Soğuk iklimlerin sıcak fikirlerle buluştuğu, sade ama etkileyici çizgilerle doğaya karşı değil, doğayla birlikte yaşamanın hayalini kuran bir mimarlık anlayışı… İskandinav tasarımı, yalnızca estetikle değil; ölçülü, duyarlı ve insan odaklı yaklaşımıyla da dünyaya ilham vermeye devam ediyor.

İskandinav Mobilya ve Endüstriyel Tasarım

İskandinav Mobilya ve Endüstriyel Tasarım

Buğse Bilgen |

İskandinav tasarımı örneği

Endüstriyel Tasarım & Mobilya

Demokratik Tasarımın Anatomisi

İskandinav tasarımı, 20. yüzyıl ortalarında İsveç, Norveç, Danimarka, Finlandiya ve İzlanda gibi İskandinav ülkelerinde gelişen ve zamanla küresel ölçekte etkili bir yaklaşıma dönüşen çok yönlü bir tasarım paradigmasıdır. Bu yaklaşım, yalnızca biçimsel estetikle sınırlı kalmaz; kültürel, sosyal ve çevresel değerleri bütüncül şekilde ele alarak kullanıcı deneyimini dönüştürmeyi hedefler.

Biyofilik Mekânlar: Doğayla İç İçe Mimari Tasarım

Biyofilik Mekânlar: Doğayla İç İçe Mimari Tasarım

Seher Menek |

Biyofilik mimari örneği

Biyofilik Mekânlar

Doğayla İç İçe Mimari Tasarım

Günümüz kentleşme süreci, doğadan kopuşu hızlandırırken insanın doğaya olan ihtiyacı da her geçen gün daha belirgin hale geliyor. Şehir hayatının getirdiği stres ve yapay çevre, insan psikolojisi ve sağlığı üzerinde olumsuz etkiler bırakabiliyor. İşte tam bu noktada, biyofilik tasarım anlayışı devreye giriyor. Doğadan ilham alarak yaşam alanlarını şekillendiren bu yaklaşım, mimari ve endüstriyel tasarımın geleceğinde önemli bir yer edinmiş durumda.

Biyofilik Tasarımın Mobilya ile Birleşimi

Biyofilik Tasarımın Mobilya ile Birleşimi

Buğse Bilgen |

Biyofilik mobilya tasarımı

Biyofilik Tasarımın Mobilya ile Birleşimi

Doğadan İlham Alan Mobilyalarla Yaşam Alanları Tasarlamak

Diğer Etiketler