Afrika’nın Gökdelen Rüyası: Yükselen Bir Kimlik mi?
Afrika semalarında yükselen devasa gölgeler, son yıllarda kıtanın mimari ufkunu baştan yazıyor. Bir “gökdelen patlaması” yaşanırken, Mısır’dan Fas’a, Fildişi Sahili’nden Etiyopya’ya uzanan bu çelik ve cam kuleler, gerçekten bir ilerleme sembolü mü, yoksa sadece “gösteriş projeleri” olarak mı görülmeli? Dezeen editörü Amy Frearson’ın da mercek altına aldığı bu kritik soru, mimarlık ve şehircilik dünyasında hararetli tartışmaları tetikliyor.
Fildişi Sahili’nin Abidjan şehrinde yükselen Tour F, tamamlandığında 421 metrelik yüksekliğiyle kıtanın en uzun binası unvanını ele geçirmeye hazırlanıyor. Abidjan’ın gökyüzüne uzanan bu iddialı simgesi, 2024’te açılan ve 394 metrelik yüksekliğiyle Afrika’nın ilk “süpertall’ı” (300 metreden yüksek binalar için kullanılan bir mimari terim) olan Kahire’deki Iconic Tower’dan bayrağı devralacak. Yaşanan bu baş döndürücü değişim, sadece on yıl öncesiyle çarpıcı bir tezat oluşturuyor.

Gökyüzü Yarışı: Afrika’nın Yeni Mimari Rekorları
On yıl önce, Güney Afrika’nın Johannesburg şehrindeki 201 metrelik Carlton Centre, tam 46 yıl boyunca kıtanın en yüksek binası olma unvanını elinde tutuyordu. Bu yapı, 200 metreyi aşan tek Afrika binasıydı. Ancak bugün, Carlton Centre’ın önümüzdeki aylarda ilk 10’dan düşmesi bekleniyor. Bu bile, hızlanan mimari gelişimin bir göstergesi.
Son dönemde tamamlanan projeler arasında, 2023’te Fas’ın Salé şehrinde yükselen 250 metrelik Mohammed VI Kulesi ve 2021’de Etiyopya’nın Addis Ababa kentinde inşa edilen 209 metrelik Etiyopya Ticaret Bankası Genel Merkezi gibi dikkat çekici yapılar bulunuyor. Bu yıl içinde tamamlanması planlanan daha birçok proje de sırada bekliyor.

Elbette, bu gelişme hızı Kuzey Amerika ve Asya’daki tempoyla kıyaslandığında hala “emekleme” aşamasında kalıyor. Ancak Afrika’daki yükselişin ivme kazanması, beraberinde önemli endişeleri ve derin soruları da getiriyor. Peki, bu endişeler nelerden kaynaklanıyor ve bu mimari dönüşüm gerçekten kıtanın özgün ihtiyaçlarına yanıt verebiliyor mu?
Yerel Dokunuşlar mı, Küresel Desenler mi? Kimlik Arayışı
Somali kökenli mimar Omar Degan, Pan-Afrikan Mimarlık Bienali’nin kurucu ortağı ve küratörü olarak bu konuda önemli eleştiriler getiriyor. Degan’a göre, Afrika’da yükselen gökdelenlerin çoğu, yerel yapı gelenekleri ve yaşam tarzları dikkate alınmadan, adeta “kopyala-yapıştır” mantığıyla inşa ediliyor. Bu durum, özellikle tasarımcılardan ve şehir plancılarından, her coğrafyanın kendine özgü bağlamını göz önünde bulundurmalarını bekleyenler için ciddi bir endişe kaynağı.

“Afrika şehirlerinde gökdelen inşaatındaki bu hızlı yükseliş, özellikle birçok şehrin yerel köklere dayalı mimari mantıklar yerine ithal modeller aracılığıyla büyümeyi yönettiği bir dönemde, kimlik, güç, iklim ve kentsel gelecekler hakkında kritik soruları gündeme getiriyor.”
Degan, bu durumun hem büyük fırsatları hem de göz ardı edilmemesi gereken riskleri beraberinde getirdiğini vurguluyor. Ona göre, dikey yapılaşmanın sadece küresel şablonları kopyalamak yerine, Afrika bağlamına anlamlı ve sürdürülebilir bir şekilde yanıt verip veremeyeceğini sorgulamak hayati önem taşıyor.

Millî Kimlik ve Mimari: Kaçırılan Bir Hikaye mi?
Omar Degan, gökdelenlere prensipte karşı değil. Aksine, onların bir ulusun kimliğini yansıtma ve geleceğini şekillendirme potansiyelini görüyor; ancak bu fırsatın çoğu zaman “ıskalandığına” inanıyor.
“Bence gökdelenleri bir ulusu tanımlamanın bir yolu olarak görme konusunda kaçırılmış fırsatlar var,” diyor Degan ve ekliyor: “Bir Fas gökdeleni veya bir Nijerya gökdeleni görmeyi çok isterim.” Degan’ın bu sözleri, Afrika’nın mimari dönüşümünde sadece gökyüzüne uzanmanın değil, aynı zamanda ruhuna dokunmanın önemini vurguluyor. Geleceğin silüetleri, kıtanın zengin kültürel mirasıyla buluştuğunda gerçek anlamda bir ilerlemeden bahsedebilir miyiz?
Kaynak: Dezeen | Yayın Tarihi: 25 Mart 2026